17 Nisan 2016 Pazar

KORKUTAN MİRAS 41. Bölüm

Patlamanın üstünden bir buçuk hafta geçmişti. Çarşamba gününe Mine kötü bir telefon ile başladı.  
“Günaydın Sedef” diyen sesi tanımıştı. Yatağın içinde kaskatı kesilerek yattı. Onu hala Sedef sanan kişi aklına takıldı. Bu önemli bir detaydı. Polisin ısrarı ile telefonlar değiştirilmemiş, Mine hala Sedef’in numarasını kullanmaya devam etmişti. Şirkette de kimse bu değişimi bilmiyordu. Zaten bir önceki karmaşayı da bilen bir Yiğit vardı. İsimleri düzelttiklerini ona bile söylememişlerdi. Mine’nin canı daha çok sıkıldı. Midesi yanmaya başlamıştı. “Ne istiyorsun?”  
Telefondaki sesi bıkkın bir tonla konuşmaya başladı. “Ne istediğimi biliyorsun. Korkunuz yatıştı mı? Size uzun bir düşünme süresi verdik. Bu süre içinde eminim kardeşinle konuştun ve satış kararı aldınız.” 

“İkna etmek üzereyim. Bu korku onun da düşüncelerini değiştirdi. Satmayı düşünüyor ama size değil!” Ve bu cümle ile yeni bir savaş başlattığını biliyordu. Karşıdan gelen ses de aynı şeyi düşünüyordu.
“Canınıza mı susadınız? İki küçük kardeşiniz, onların dayısı ve anneannesi var. Onlara mı kalsın miras istiyorsunuz?” 
“Bizi satıştan önce öldürürseniz o maden haricinde her yeri mirasçılarımız alacak. Madeni devlete bırakacağız.” 
“Sen ne diyorsun orospu? Bu konuşmayı yapmadın say ve aklını başına al. O evden bugün cesediniz çıkar.” 
“Sorun yok. Dün zaten yeni vasiyetimizi yazdık. Satışımızı gerçekleştirmeden ölürsek vasiyet yerine getirilecek. Babamın sözünü çiğnemektense devlete bağışlarız olur biter.” 
“Laf bunlar. Can tatlı. Kardeşini gözünün önünde yavaş yavaş öldürürken bakalım hala böyle cesur olabilecek misin?” 
“Cesur değilim. Aksine çok da korkuyorum ama bu senin ve iplerini tutan pisliğin istediğini yapacağım anlamına gelmiyor. Biz tüm düzenlemeleri yaptık. Polis mali kayıtlarımızı denetleyecek talepleri gerekli yerlere iletecek. Eskiye dönük telefon kayıtlarımıza kadar arama başlatılacak. İşte o yüzden korksam da kazanacağımızı biliyorum.” 
 “Bunu ödeyeceksin.”

Telefon bu son cümle ile kapandı. Polislerin bu konuşmayı dinlediğini biliyordu. Bekledikleri bir görüşme olduğu için Demir ve Tunç, anneanneleri ile Hümeyra Hanım’ın Bayramoğlu’ndaki yazlık evine gönderilmişti. Başka bir yerde oldukları anlaşılmasın diye Hümeyra Hanımın evinde iki polis ve Suat kalacaktı. Böylece bebeklerin orada olduğunu sanacaklar, doğal bir yaşam görüntüsü sergileyeceklerdi.

Evdeki iki gönüllü görevli hariç hepsini sessiz sedasız evden uzaklaştırmışlardı. Polisin izin verdiği bu iki kişiden biri Süheyla Hanımdı. Diğeri de neredeyse on senedir yanlarında olan Melek idi. Onların bu gönüllülüğü de şüphe yaratmış, polisler ikizlere ikisini de yakından takip edeceklerini söylemişti. Tüm evde gizli kamera ve dinleme cihazları yeniden aranmıştı. Örümcek olayından sonra ikinci kez böyle bir araştırma yapılıyordu. Ev temizdi. Örümcekten sonra yeni bir hamle yapılmaması kızları umutlandırmıştı.
  
Jeyan, kızların aklına gelen bu satış oyunu ile kendi planlarını birleştirmişti. Satış bilgisi mutlaka adamları harekete geçirecekti. Tahmini olayları söylerken ikizlerin gözlerinde korku yerine hırs görmüş ve mutlu olmuştu. Olayın arkasından kesinlikle tanıdıkları birileri çıkacaktı. Bu kadar hareketlerinin bilinmesi başka bir anlam taşımıyordu. Ya çok yakın birisi ya da şirketten birilerine ulaşacaktı ipin ucu… 

Her şey hızlanmıştı. Artık herkes bu saçmalıkların bitmesini istiyordu. Karşı taraf işi inada bindirmiş, saçma bir hale bürünen olaylar kimsede sabır bırakmamıştı. Elbette bu planlardan ne Yiğit ne de Fırat haberdar edilmişti. Yiğit şüpheli, Fırat ise sevgiliydi. İkisi de tehlikeliydi. 

Olaylar hızlanıyordu! Ya da polisin dediği gibi, sona yaklaşıyorlardı.

  
*****  

  
Mine’nin yaptığı telefon görüşmesinden sonra dokuz gün geçmişti. Telefondaki tehditlerin hiç biri gerçekleşmemişti. İlk günlerde hiç ses çıkartmamışlar, Bora ile telefonla bile görüşmemişlerdi. Adamların ‘alıcı’ ortaya çıkmadan hareket etmeyeceğini, belki de yeni sahip ile uğraşmaya başlayacaklarını düşünüyorlardı.  Perşembe günkü gazeteye Pazartesi günü büyük satış olacağına dair haber yaptırılmıştı. Söğüt Holdingin yeni iş kollarına geçiş yapmak istediği, madenlerini teker teker satacakları yazılmıştı. İlki en önemli ve büyük madendi. Bora’nın ve şirketinin adı geçmişti yazıda. Bora’nın da telefonları dinleniyordu. Henüz kimse tehdit etmemiş, satışı iptal ettirmek istememişti. Bora’da pazartesiye kadar ortalıkta gözükmeyecek, çok güvenli bir yerde saklanacaktı.  

Polis, onları sivil korumalarla yirmi dört saat koruyordu. Kızlar her hareketlerini önceden bildirerek iki akşamda bir dışarı çıkıyor, davetlere katılıyor, kalabalık ortamlarda rahatlıkla geziyordu.

Bekledikleri hareket bir türlü gerçekleşmiyordu. Ne bir telefon, ne bir tehdit mektubu, ne de aylardır gelmeye devam eden çiçeklerden tek bir demet… Hiçbir şey olmayınca kızlar da polis de şaşkındı. Vaz mı geçmişlerdi?

Yiğit konusu kafa karıştırmaya devam ediyordu. O köstebek ya da olayların ardındaki kişi olsa isimlerin artık gerçek sahiplerinde olduğunu bilmez miydi? Polise bunu söylediklerinde aldıkları yanıt iç karartıcıydı. Tek bilen o olduğu için kendisini ele vermemek adına oyuna devam edilmesini istemiş olabilirdi.

Normal hayatlarına dönmüş, davetlere, konserlere, yemeklere katılmaya başlamışlardı. Tüm bu organizasyonlara ayrı araçlarla hatta ayrı zamanlarda gidiyor, kuaföre bile farklı saatlere randevu alıyorlardı. Polis, bu taktiğin işe yaramadığını yine eskisi gibi birlikte hareket etmelerini söylemişti. İkizlerin yeni bir korkusu oluşmuştu. İkisini birden öldürmek istiyor olabileceklerini düşünüyorlar, o nedenle birlikte olmalarını bekliyor olabilirler miydi? Belki de tek sorun onların planlarının farklı oluşuydu. Kötüler gibi düşünmek için galiba kötü olmak gerekiyordu.

Tüm bu süre içinde güvenlik ekiplerine harcadıkları para ile yeni bir şirket kurabileceklerini düşünüyorlardı. Üstelik bunu Yiğit’ten saklamaları mümkün değildi. Tüm tedbirleri eninde sonunda öğreniyordu. Bu da kafaları ve kalpleri karıştırıyor, Mine’nin tedirginliği artıyordu.

*****

Satıştan önceki son pazar akşamı, dört kız eğleneceklerdi. Eğer bu akşam da bir şey olmazsa vazgeçtiklerinden emin olacaklardı. Bora’ya satış için ertesi gün tapuda vekilleri olacaktı. Evrakları henüz imzalamadıkları için vekillerin o arazi için ellerindeki kağıtlar bir işe yaramazdı. Ancak pazartesi sabahı ikizler imzalayacak, daha sonra tapuda olay tamamlanacaktı.  Yiğit, bu satışın niye yapıldığını sormamıştı bile. Daha önceden iki katı fiyat verilmiş ve satılmamış bir yerin bu kadar ucuza, işten pek de anlamayan birine satılması kızların tercihi idi. Karışmayacaktı. İkizler ortak imza ile satış yapabileceği için kendisine söz düşmüyordu.

İkizler ve arkadaşları davetin olduğu gece kulübüne geldiklerinde ortamın çoktan hareketlendiğini gördüler. Saat neredeyse dokuzdu. Normalde on birden önce eğlence başlamazdı. İnsanlar bu saatlerde başladığına göre davete katılan gruplar birbirini tanıyor ve saati umursamıyordu. Pist dolmuştu bile.

Kızlar kendilerine ayrılan köşeye geçtiler. Dört kız eğlenmek, uzun zamandır yapmadıkları bir şeydi. Davetlere genelde Fırat ve Suat da katılıyordu. Arada Jale’nin yanında da erkek arkadaşları oluyordu ama iki davete üst üste aynı adamla gitmemişti. Onun bu çalkantılı aşk hayatı yüzünden bu akşamı kızlar partisine çevirmişlerdi.

Banu, Suat’a bir nedenle kızmış, o yüzden bu akşamki plandan bahsetmemişti. Küçük tatsızlığı anlatmaya bile değer bulmuyordu. Mine zaten ayların hüznü ile oturuyordu masada. Her zaman geldikleri elit mekanın canlı müzik programının başlamasına bir saat kadar vardı. O sırada çalan dans müziği konuşmaya engel olmayacak düzeydeydi. Korumaların bilinenleri yan masada, bilinmeyenleri ise farklı yerlerdeydi. İkizler onları görmek için etrafı kontrol etseler de diğer konuklardan ayırt edilebilir şekilde davranan kimseyi görmemişlerdi.

Kızların aksine Mert ve Ali tüm korumaların farkındaydı. Bu gece çok tehlikeliydi.  Onlar için geceyi değişik kılan tek şey masada bulunan kadehlerde su olmasıydı. Kendilerinden başka dört kişi daha vardı. Mert masayı incelediğinde iki çift gibi oturan grubun asla anlaşılmayacak şekilde hareket ettiğini görüp rahatladı.

İlk bir saat bittiğinde keyifleri yerine gelmişti. Canlı müzik başlamış, billur sesli solist Fransızca ve İngilizce şarkılarla ortamın havası tamamen değiştirmişti. O sırada Banu’nun telefonu çaldı. Suat, arıyordu. Banu kızlarla eğlendiğini söyleyince karşıdan duydukları ile yüzü düşmüştü. Aralarında boğazın suları olan iki sevgili bu habersiz gece için atışmaya başlayınca Banu telefonu kapatmıştı. “Neden böyle yapıyor anlamıyorum. Oysa ilk kez onsuz bir yere gitmiyorum ki!”
“Büyük ihtimalle aranız bozukken sen eğlenceye gittin diye kızmıştır. Bizimle olduğunu bilirken uzattığına göre başka bir nedeni olamaz.”
“İyi ama Mine, saçmalayan o. Elbette o daha üzgün olmalı. Özür dilese yetecek bir konuyu öyle uzattı ki, ben de sinirle çıktım gittim. Şimdi konuşalım diye arayıp daha çok sinirlendiriyor.”
“Çok özel değilse sorun neydi?”
“Kusura bakmayın, küçük ama bizim için özel bir konu. Anlatamam. Eğer bu akşam için de hatasını telafi etmezse zaten özelliği kalmaz o zaman konuşuruz.”
“Atlatırsınız. Suat’ın sana çok değer verdiğini hepimiz biliyoruz.”
“Bana ‘değer’ demeyin. Zaten olay o kelime yüzünden patladı.”
“Anlat şunu!”
Banu tam konuşmaya başlayacakken bu kez de Sedef’in telefonu çalmaya başladı. Fırat arıyordu. O da haberinin olmadığı gece için bir iki cümle söylemiş, sonra da kelimelerini yumuşatmıştı. “Ben burada senden uzakta özlemle kıvranırken sen orada eğlen bakalım. Bunun acısını dönünce çıkartacağım, bilmiş ol.”
“Biz de, oh sevgililer yok, felekten gece çalalım, dedik. Etraf yakışıklı dolu. Seçip beğenip alacağız.”
“Benden yakışıklısı yok, kimi beğeneceksin?”
“Sen ne kadar da kendine güveniyorsun. Bence şu an karşıdan kadeh kaldıran tam benim tipim.”
“Sedeffff”
“Efendim?”
“Seni seviyorum.”
“Ah işte bu konuşmanın en güzel cümlesi. Ben de seni seviyorum. Yarın dönüyor musun?”
“Evet, buluşalım mı?”
“Bize gel.”
“Sen bana gelsen? Ben sana güzel bir kahvaltı hazırlasam? Tepsiyi yatağa bile taşıyabilirim.”
“İşte gerçek niyet ortaya çıktı. O kadar erken döneceksen bize gel ve ben sana tepsi ile kahvaltı taşıyayım.”
“Şu an havaalanındayım. Biletimi bu akşama değiştirmiştim. Gece yarısını biraz geçe inecek uçak. Evime gidecek uyuyacak ve sabah sana geleceğim. Bu akşamın ve şu kadeh kaldıracak kadar dikkatini çeken adamın ifadesini alacağım.”
“Ah bak seninle konuşurken onu boşladım, biri kapmış hemen.”
“Tüh, ne kadar üzüldüm anlatamam. Hadi çağrı yapıldı, sabaha görü… yok ya, bu akşamdan gelsem ne olur?” Çok özlemişti. Yanıtı beklerken gülümsüyordu. Gülümsemeye değer bir yanıt aldı. Özlem dolu bir sesle yanıtladı, Sedef. “Süper olur.”

Canı sıkılan Banu bir kadeh daha istemiş alışkın olduğundan çok hızlı bitirmişti. Mine, arkadaşının kırgın haline bakıp, “Çıkalım istersen. Tadını kaçırmaya değmez.” dedi.
“Kaç aydır ilk defa kız kıza çıktık. Bu kadar büyütmesi sinirimi bozdu. Güvensiz bir ilişkiye tahammül edemem. Biraz hava alalım. O kızdı diye gecemi zehir etmeyeceğim. Fakat yine de hızlı içmişim. Şu başımın dönmesi geçsin yeter.” 
“Hadi gel, biraz nefes almak bana da iyi gelecek. Ayrıca canım, onlar erkek. Bak Fırat da Sedef’e kızdı.” 
Banu ayağa kalkmışken dönüp Sedef’e baktı. “Siz kavga etmediniz, cilveleştiniz. Biz kavga ettik. Ciddi kavga ettik.”
“Banu’cuğum, Suat seviyor seni. Üzme kendini. Gel hadi, ben de biraz nefes alayım.” Mine, arkadaşının koluna girmiş, ellerinde cep telefonları kapıya doğru yürüyorlardı. Onları takip eden iki kişinin farkında bile değillerdi.

Sedef ile Jale masada otururken sahnedeki orkestraya ve artık caz parçalarını söylemeye başlayan kadın soliste eşlik ediyorlardı. Sedef’in telefonuna gelen, ‘birazdan havalanıyoruz. İki saate kadar sizin evdeyim.’ Yazan mesaj keyiflendirmişti. 
“Sedef, sizin bu Fırat ile durum ne? Yüzün değişiyor ondan bahsederken.”
“Sadece yüzüm mü? Onu düşündüğüm an mutlu olduğumu iliklerimde hissediyorum. Galiba ilk kez aşık oldum. Daha önce bu kadar aklımla kalbimi meşgul eden birini anımsamıyorum.”
“Çok güzel. Ben de bir gün olurum herhalde. Baksana adamlara ikinci kez bile katlanamıyorum.”
“Fırat’tan önce ben de öyleydim. Bir de benim Mine diye bir belam var biliyorsun. Çoğu ikimizi ayırt edemiyordu.”
“Fırat edebiliyor mu?”
“Hem de hiç yanılmadan.”
“Çok iyiymiş. Biz de çoğu zaman tutturuyoruz ama arada karıştırıyoruz.”
“Uzun zamandır siz de karıştırmıyorsunuz. Bunun bizim yaydığımız bir elektrikle ilgili olduğunu düşünmeye başladık. Biliyorsun bizim kadar kopya ikizler dünyada da çok az sayıda. Genelde ayırt edici özellik, çevreye yaydığımız frekanslarımızmış. Onu bilerek yapmıyormuşuz tabii. Karşılıklı duygularımız oluşturuyormuş. Ay nereden girdik bilimsel konulara? Bizler bu akşam eğleneceğiz. Banu da kendini toparlasın da gecenin tadını rahatça çıkartsın.”


“Etrafımız yakışıklı kaynıyor farkında mısın? Şeytan diyor…”
Mine arkadaşına gülüyordu. “Sen çok içtin. Yakışıklı falan derken Suat’ı kızdırırsın dikkat et. Hem bak kendin dedin, şeytan o kulağına fısıldayan.”  
“Bana bak Mine, senin hayatında biri yok diye bana karışma. O Suat denen… Amannnnn ne diyeceğimi de bulamadım. Öküz… Evet o öküz kızarsa kızsın. Kızarsa kızsın. O beni kızdırdı, sıra onda. Kızarsa kızsın işte… Hatta onu biraz kızdırayım.” 

Bir çift de onlarla birlikte hava alıyor, erkek kadının beline sarılırken, kadın da bir eli ile adamın yüzünü okşuyordu. Mine, bir an adamı Yiğit’e benzetmişti. Midesine saplanan bıçağın etkisi ancak o olmadığını anladığında azalmıştı. Melda konusunda konuşmuyor olmasını neye yoracağını bilmiyordu. Sedef de ne olduğunu söylememişti. Öğrendiğini düşünüyordu ama kardeşi bir şey söylemeyince o da soramıyordu. Acaba bitmiş miydi? Yoksa daha ciddi bir adım atma kararı vermişti de Sedef ondan mı söylemiyordu? Belki de kadın ile artık aynı evde yaşıyordu. Hatta evlenecekti… Az önce etkisi azalan bıçağın yeniden midesini deştiğine yemin edebilirdi. Artık yeni kararlar vermeliydi. İş ile ilgili sorunu çözdükten sonra kendi özel hayatına önem verecekti. Olmayacak bir aşkı beklemek yerine yeni bir hayata başlayacak, etrafına gerçekten alıcı gözlerle bakacak, kendisini mutlu edecek birini bulmak için çabalayacaktı.


Mine üçüncü kez çalan telefona hala bakmayan Banu’ya dönüp “Telefonun çalıyor Banu.” dedi. Genç kadın şaşkınlıkla telefonuna baktı.  
“Suat arıyor.”  
“Açsana.” 
“Ne diyeceğim, Mine?”
“Önce dinle. Bakalım o ne diyecek?”

Banu, ona hiç uymayan bir tedirginlikle açtı telefonu. Karşı tarafın söylediklerini duymasa da arkadaşının yüzündeki değişimi görüyordu. Suat, gönlünü alıyordu belli ki. Mine bir iki adım uzaklaşmıştı. Kendi telefonu çalmaya başlayınca merakla ekrana baktı. Bilinmeyen numara… az çok tahmin ederek yanıtladı.
“İyi akşamlar Sedef. İyi eğleniyor musun? Korumaları fark etmeyeceğimizi mi sandın? İstersek sizi kimse koruyamaz biliyorsun değil mi?”

Mine, etrafına bakınıyordu. Onu görecek bir yerlerde olduğu belliydi. Etrafına bakındı. Kendisi gibi mekanın kapısının önünde bir sürü insan vardı. Bahçe yerine neden ön kapıya çıktığını şimdi sorguluyordu. Yine de bu görüşmeyi polislerinde dinlediğinden emin devam etti.
“Korumalar zaten siz fark edin diye etrafımızdalar. Ayrıca evet eğleniyoruz. Yarın satışı tamamlıyoruz. Havanızı alıyorsunuz. Sen ve tasmanı tutan el iyi bilin ki size boyun eğmedik, eğmeyeceğiz.”
“Bu kadar emin olman çok hoş. Keşke haklı olsaydın.”
Telefondaki sesin cümlesi bittiğinde önünde duran siyah camlı minibüsün kapısı açılmış ve iki kol Mine’yi anında içeri çekmişti.

*****

Ne olduğunu, nasıl olduğunu anlamamıştı bile. Banu’nun haykırdığını duymuştu sadece. Arkasından birinin belinden tutup kendisi ile birlikte minibüsün içine yuvarlandığını, bu sırada aracın diğer tarafına başını vurduğu anımsıyordu.  Kendisini zorla yere oturturlarken görebildiği önde oturan iki kişinin başlarının kapüşonla örtülü olduğuydu. Aracın gidişine göre ters oturtulmuştu. Önce anlamamıştı ama bu sayede dışarıyı göremiyor, nereye gittiğini anlamıyordu. Karşısında iki adam vardı. Tanımıyordu. Yüzlerini saklama gereği duymadıklarına göre ya yakalanmaktan korkmuyorlardı ya da yakalanırlarsa birilerinin onları koruyacağına inanıyorlardı.

İki adamın arkasında biri daha vardı. İyice karanlık kısımda kaldığından onun yüzünü göremiyordu.

Araca bindirilirken telefonunu düşürmüştü. Aracın içine mi dışarı mı düştüğünü anlamamıştı. Yerlere bakıyor ama ekranın ışığını göremiyordu. Banu mutlaka Sedef’e söylemiş ve onlar da kendisini aramaya başlamış olmalıydılar. Bu durumda telefon dışarı düşmüş olmalıydı. Araç içi sadece dışarıdan gelen ışıklarla aydınlanıyordu. Bir de gösterge panelinin soluk ışığı olduğunu tahmin ettiği bir yansıma vardı tavanda.

Araç ışıklarda duruyor, trafikte sakin sakin yol alıyordu. Sanki az önce adam kaçırma suçunu bunlar işlememiş gibiydiler. Mine, umutla polis sireni duymayı umuyordu. Mutlaka korumalar harekete geçmiş olmalıydı. Adamlar burunlarının dibinden kaçırmıştı kendisini. Bunu beklemiyorlar mıydı? Hani her şeye hazırlıklıydılar.

Sedef? Sedef ne yapıyordu?

*****  

Banu, çığlıklarını bastıramıyordu. Suat, hattın ucunda ne olduğunu anlamamış, deli gibi Banu’nun adını söylüyordu. En sonunda genç kızın, Mine’yi kaçırdılar dediğini zar zor anlamıştı. Panik halindeydi. Ailenin başına gelenlerin haddi hesabı yoktu. Telefonda tam yerlerini öğrenmeye çabalamış, o esnada da aracına doğru koşmaya başlamıştı. Sanki yapabileceği bir şey varmış gibi. En azından Banu ve diğerlerinin yanında olmak için bir an önce karşıya geçmeliydi. Ne vardı ki bu akşam böyle bir eğlenceye gidecek?

Banu sinir krizi geçirmek üzereyken yanına gelen çift, sakin olmasını, arkadaşının kurtarılacağını söylüyordu. Onlara bağırdığının farkındaydı Banu. Ne kabahatleri vardı ki? Tam özür dileyecekken önlerinde bir araç daha durdu. Kendisini teselli edenlerin araca bindiğini görüp arkalarından küfretti.

İnsanlar olayın boyutlarını fark edememişti. Rahat rahat araçlarına binip gitmişlerdi. Oysa polise ifade vermeleri gerekmiyor muydu? Aklı başına gelmişti. Hemen içeriye koşup Sedef’e ve korumalara haber vermeliydi.

*****

Sivil ve resmi polisler en hızlı şekilde olayın peşine düşmüşlerdi. Sedef’in çığlıkları ortalığı inletirken gece kulübünden ve civardan geçenler neler olduğunu anlamak için etrafını sarmıştı. Yakın korumaları suçlarken onların rahat tavırları sinirlerini iyice bozuyordu. Gecenin geç saati olmasına rağmen Jeyan’ı aradı.  
“Onu kaçırdılar. Mine’yi kaçırdılar.” 
“Biliyorum, sakin ol.” 
“Sakin olamam. Altı tane sivil polisin olduğu bir yerden kardeşimi kaçırdılar. Size güvenmiştim.” 
“Gerçek Sedef ile mi görüşüyorum?” 
“Evet, tabii ki benimle görüşüyorsun.” 
“Tamam, şimdi sakin ol ve beni dinle…” 

Sedef dinledi, ikna oldu ama ne üzüntüsü ne çaresizliği değişmedi. Ağlıyordu. Deli gibi ağlıyordu. En azından artık bağırmıyordu. Jale, sakince kızları yatıştırmaya çabalıyor, sonuç alamıyordu.  Artık hiç kimse bunların normal olaylar olmadığını biliyordu. Babalarının kazası, patlayan araç ve kızlardan birinin kaçırılması… Jale önce Sedef’in telefonundan Fırat’ı aradı. Telefonu kapalıydı. Büyük ihtimalle uçaktan inmemişti henüz. Bu kez de Banu’nun telefonunu aradı ama kırık olduğunu görünce yine Sedef’in numarasından Suat’ı aradı ve az önceki konuşmadan habersiz olanları anlattı. Polis olayı takip ediyordu. Kızları yalıya götüreceklerini, yolda olduğunu söyleyen Suat’a geri dönüp yalıda beklemesini söylemiş ve kapatmıştı telefonu.   

  
Sedef, her geçen dakika biraz daha rahatlatıyordu. Bu işin sonuna geliyorlardı. Bunu hissediyordu. Az önceki paniği geçmeye başlamıştı. Polisler rahattı. O da rahat olmalıydı.

“Sedef, Mine’yi niye kaçırdılar?” Banu, etrafta fazlaca koruma olduğunu yeni anlamıştı.
“Bilmiyorum canım. Tek bildiğim onu bulacaklar. Rahatla.” Etrafta bu kadar yabancı varken olayları anlatamayacağından konuşmak istemiyordu. Banu, bir şeyden habersiz kendini suçluyordu. “Benim yüzümden oldu. Dışarı çıkalım demeseydim bunlar olmayacaktı.” 
Sedef, arkadaşının kendini suçlamasına dayamadı. Kulağına eğilip, “Bu akşam olmasa yarın, öbür gün mutlaka yapacaklardı. Bekliyorduk. Rahat ol.” dedi.
“Bekliyor muydunuz? Ne demek bekliyorduk?” 
“Banucuğum sakin ol canım, kısık sesle konuş. İnan biz de polis de bunların olacağını bekliyorduk. Aslında biz kaçırmadan ziyade yine canımıza kast edeceklerini sanıyorduk ama bu daha iyi oldu. En azından kimsenin canı yanmadan babamın katillerine ulaşacağız.” 
“Sen deli misin? Nasıl bu kadar sakin anlatıyorsun? Ya Mine’nin canını yakarlarsa?” 
“İnan tek bir hücrem bile sakin değil ama böyle yaşanmaz. Bizimle uğraşanın güçlü olduğu, içimizde köstebeklerinin olduğu, istediği an bize ulaşabildiği ortada. Hayat böyle geçmez. Ve korkma. Mine’ye bir şey yapamazlar. Ona canlı ihtiyaçları var.” 
Banu, Sedef’e deli görmüş gibi bakıyordu. “Yani kardeşinin kaçırılması ve kim bilir başına ne geleceği hiç önemli değil mi?” 
Daha fazla konuşamayacaktı. Arkadaşının sakinleşmesi için minik bir gülümseme ile yanıtladı. “Bak az önce sizinle iki polis dışarı çıkmıştı. Onlar şu an kardeşimin aracının peşinde. Ona bir şey olmayacak.” 
“Keşke ben de senin kadar emin olabilsem. İki polis mi? Şu bana sakin ol diyen çift mi? Onların burnunun dibinden kaçırdılar. Nasıl kurtaracaklar ki? Beceriksiz onlar.” 
Tam yanıt verecekken telefonu çalınca hemen ekrana baktı. Yiğit arıyordu. Polislere bildirince açmasını ve normal davranmasını istediler.  
“Alo, Yiğit?” 
“Sedef? Mine nerede? Duyduklarım doğru mu?” 
“Kimden duydun?” 
“Kaçırıldı mı? Gerçekten kaçırıldı mı? Aman Allahım. Haber aldın mı? Lanet olsun. Neredeydiniz de böyle kolayca kaçırdılar?” Hattın ucundaki erkeğin dudaklarından dökülen küfrü duymazlıktan geldi.
“Kimden duydun Yiğit?” Sedef geciken yanıt ile her saniye kahroluyordu. Nasıl bu kadar çabuk haberi olmuştu? Gerçekten onlardan biri miydi Yiğit?
Hattın ucundan gelen ses korku ile titriyordu. “Kimden olacak televizyonlardan. Sedef Söğüt kaçırıldı diye haber yapıyorlar ama ben Mine’nin kaçırıldığını biliyorum. Her kanalda bu haber var. Beni nasıl aramazsın? Sedef neler oluyor?” 
Rahatlamıştı. Konuştukları güvenlik odasıydı. Dışarıyı gören kameraların kayıtlarını bekliyordu polis. Küçük bir televizyon vardı. Onu işaret edip açtırırken bir yandan da yanıt veriyordu. “Bilmiyorum, birazdan eve gidiyorum. Polisler aramaya başladı. Yakında güzel haberler vereceklermiş.” Televizyon açılmış, haber kanallarından kaçırılma olayı alt yazı ile geçmeye başlamıştı. Yiğit doğru söylüyordu. Genç adamın boğuk sesi geldi kulağına. “Güzel haber mi? Son zamanlarda güzel olan ne var ki? Eve geliyorum ben de.” 
“Gerek yok, ben seni haberdar ederim.” 
“Sedef, eve geliyorum. Birlikte bekleyeceğiz.” 
“Tamam, gel.” 

Sesindeki merakın gerçek olup olmadığını gözlerinden anlaması daha kolaydı. Boşa mı şüpheleniyordu? Yoksa neler döndüğünü anlamak için mi yanında olmak istiyordu? 

Konuşmayı tek taraflı da olsa dinleyen memurlardan biri, “Yanında fazla bir şey konuşmayın Sedef hanım. Tedbiri elden bırakmayın.” dedi. Banu afallamıştı. “Yiğit’ten mi şüpheleniyorsun?” 
“Banu, şu an dördümüzden başka herkesten şüpheleniyorum.” 
“Bizim de o listede olmamız gerekmez mi?” 
“Sen ve Jale asla şüpheli olmadınız. Olamazsınız. Ama şu an Fırat bile listede. Polisin patlamadan beri araştırmadığı kimse kalmadı.” 
“Suat ve annesi?” 
“Onlar da. Sonuçta kardeşlerimiz sayesinde akrabalık devam ediyor. Bebeklerin miras hakları onları da şüpheli yapıyor. Biz öyle olmadığını bilsek de polis öyle düşünmüyor. Tabii annem de listede. Üstelik o herkesten daha üst sıralarda.” 
Jale, o kadar şaşırmıştı ki sesinin ne kadar tiz çıktığının farkında değildi. “Yok artık. Annen niye böyle bir şey yapsın?”
Sedef, temiz kalpli arkadaşına baktı. “Bize bir şey olursa tüm miras ona kalacaktı. Tabii şimdi ikizler de var ama hepimiz ölseydik annem şu an çok zengin bir kadın olarak hayatına devam edecekti.”
Az önce konuşan memur yine söze girdi. Bir yandan da kızları arabaya doğru götürüyordu. “Sedef Hanım ile Mine Hanım bile araştırıldı. Sonuçta ortada dönen para çok büyük. Ama daha ilk sorgularında kardeşler aklandı.” 
Sedef gülümseyince, bu ortamda bile güldüğünü gören Banu da rahatladı.  
“Şu iş bitsin tatile gideceğim. En az bir ay Avrupa’yı gezeceğim. Ancak kendime gelirim.” 
 “Belki de dördümüz güzel bir tatil yaparız. Tüm masrafları Mine’ye ödetiriz.” 
“Çok iyi bir fikir. Bizi korkuttuğu için buna katlanacak.” 
İki araba gelmişti. Banu ve Sedef öndekinin arka kodluğuna oturdu. Arkadaki araca da Jale ve iki koruma oturmuştu. En fazla kırk dakikaya evde olacaklardı. Bildiği ortamda beklemek çok daha iyi gelecekti.

Sedef’in içi içine sığmasa da korkusunu bastırmak için arkadaşı ile planlar yapmaya başladı. Polisler onların bu konuşmalarına önce şaşkınlıkla baktı, sonra ne yapmak istediklerini anlayıp onlar da muhabbete katıldı. Sakinleşmiş trafikte eve çok daha hızlı ulaştılar.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder