30 Mart 2016 Çarşamba

KORKUTAN MİRAS 36. Bölüm

İlaçlama firması üç ayrı ekiple on evi üç günde ilaçlamış, her şey kontrolden geçirilmişti. Artık herkes evine dönebilecekti.

Otelde geçen ilk iki gün uykuya daldığı her an kabus görmeye başlamıştı. Bir sürü tanıdığını zehirliyor, ölümlerini izliyordu. Kendini kötü hissederek uyanıyor, yeniden uyumak güçleşiyordu. Üçüncü gün yalıya geri dönmüşlerdi. Evde ilaçlamanın geride bıraktığı koku halen duyuluyordu. Havalandırma için sadece sinek teli olan bir iki cam açılmıştı. Her camın etrafına da böceklerin yürüyerek girmesini engelleyecek ilaçlar sıkılmıştı. Böylece biraz daha rahat hareket edeceklerdi.


Sedef, üçüncü gün de kötü rüyalarla uyanınca çareyi çalışma odasına inip biraz düşünmekte ve Sidney’de yakaladığı ipuçlarını incelemekte buldu. Halıya basmadan etrafında dolaşırken ses çıkartmamaya uğraşıyordu. Kardeşini uyandırmak en son isteyeceği şeydi. Merdivenlerden inerken dedesinin portresine baktı bir süre. “Yakında hepsini sana da anlatacağım. Etrafımızda bir sürü olay oluyor ve ben korkuyorum artık. Çözüm bulmam şart. Bana, bize dua et lütfen.”

Çalışma odasına girip babasının masasına oturdu. Ondan güç almak ister gibiydi. Masasına koydukları resme bakıp gülümsedi. “Şu inatçı kızın anlatmamakta direnmese belki de şimdiye seni bizden kim ayırdı bulmuş olacaktık. Ama iyi ki ben inatçı kızın da ona pabuç bırakmıyorum. Çözeceğim baba, hem Mine’yi bunları yapmaya zorlayan nedenleri, hem de seni bizden alanların kim olduğunu çözeceğim. Şimdi biraz çalışacağım. Sonra da seninle bol bol dertleşeceğim.”

Düşündüklerini birilerine anlatmalı ve olayın çözülmesini sağlamalıydı. İyi ama kime? Bunları kiminle konuşacaktı? Aklından geçenleri kime anlatacaktı? Kime güvenecek ve danışacaktı? Avukatlarına mı? Şaban bey ve Mert hariç kimseye güvenemezken hangisi ile konuşacaktı?

Bilgisayarı açtı, aklına gelen her şeyi yazmaya başladı. Hangi gündü, ne olmuştu. Kim ne giymişti. Nerede yemek yenmişti gibi bağlantısı olup olmayacağını bilmeden saatlerce aklına gelen her şeyi yazdı. Mümkün olduğunca tarih sırasında yazmaya çabaladı. Randevu defterinin geçmiş sayfalarından yardım alarak üç saate yakın aralıksız olayları sıraladı. Polisle konuşurken heyecanla unutulan detayları belirtmek kendini biraz daha iyi hissetmesine yaramıştı. Saat sabahın yedisi olduğunda her yerinin tutulduğunu fark edip koltuktan kalktı. Kahve ve yiyecek bir şeyler alıp yeniden çalışma odasına döndü.

Teklif dosyaları ile ilgili kanıtları da en alt çekmeceden alacaktı. En alt çekmece kilitliydi. Orada genelde silahını sakladığı için kilitli tutar, kolay ulaşmak istemezdi. Ele silah alınınca o tetiğe dokunmak kolay olur, der, hata yapmamak için kilitlerdi. Anahtarını orta çekmeceden alıp kilidi açtı. Silah ve üç dosya vardı. Dosyaları alırken silaha dokunmadı bile. Biri annesinin boşanma davasında imzaladığı evrakları içeriyordu. Onu silahın üstüne bırakıp diğer iki dosyaya baktı. İşte aradığı dosyalar bunlardı. Çözüm için lazım olan ıslak imzalı dosyalar buradaydı.

Yatak odasına çıkarken hepsini yanına aldı. Odasına girince ağır muhteşem kapıyı kapattı ve kilitledi. Şüphelerinden utanıyor ama aksini yaparsa ipuçlarını kaybetmekten korkuyordu. Duştan çıktığında tüm uykusu açılmış, dinlenmiş ve önündeki ilginç güne kendini hazırlamıştı. 

Üstüne çok şık ama abartısız bir takım giymişti. Bacaklarını ve boyunu daha da uzun gösteren dar paçalı pantolonu ile yüksek topuklu ayakkabıları çok hoş durmuştu. Çantasını da değiştirdikten sonra hazırdı. Son kez aynada kendisine bakarken kapısı vuruldu. Girin dediğinde kapıdan uzanan başı beklemiyordu. Suat’ın ve annesinin de dönmüş olduğunu unutmuştu. Yeni düzene alışana kadar bu şaşkınlığı bir iki kez yaşayacağından emindi.

“Kahvaltı hazır, bizi bekliyorlar.”  
“Hemen geliyorum. Min…Sedef uyandı mı?”
“Uyanmış.”  
Yemek yiyecek hali yoktu. Süheyla Hanımın üzgün yüzünü gördükçe içi parçalanıyordu. Aklındakiler konuşmasına bile izin vermeyecek kadar karmaşık olunca müsaade isteyip çalışma odasına çekildi. Onun durgun haline anlam veremeyen ikizi birkaç dakika sonra kapıyı çalıp içeriye girmişti bile. “Neyin var senin?”  
“Bir şeyim yok. Canım yemek istemedi.”  
“Yüzün de beyaz. Hasta mı oluyorsun?”  
“Hayır iyiyim inan sadece canım istemedi.”  
“Şu ölüm ile mi ilgili? Senin bir suçunun olmadığını herkes biliyor. Dava bile açılmayacaktır.”
“Bilmiyorum. Ama yorulduğumu hissediyorum.” Bu cümleyi bekliyormuş gibi Mine hemen atılmıştı. “Konuşalım mı? Bak bizi gerçekten zor günler bekliyor. Hazır yeni bir talip varken şu satışları konuşalım.”
“Şimdi değil. Bu sabah biraz dalaşacağım. İşim yok. Mağazaları gezmek istiyorum.”
“Bir şeyler alacak mısın?”
“Sanmam. Sadece biraz renkli bir şeyler görmek istiyorum.”
“Başka bir sorun olmadığından emin misin?”
“Evet, canım, sadece çok yorgunum ve üzgünüm.”
Masasının önündeki koltuğun koluna ilişen kardeşine baktı. Tedirgin gözüküyordu. Bir şey daha söyleyeceğini anlayınca soru dolu bakışlarını ona yöneltti. “Çıkart baklayı.” 
“Akşamki yemekli toplantıya Yiğit benim katılmamı istedi.” 
“Vay, ciddi misin?” 
“Evet, senin için bir sakıncası var mı?” 
“Niye benim için sakıncası olsun?” 
“Ne bileyim, yani sen ondan çok hoşlanıyordun ya.” 
“Ah şu konu…” Asıl sen hoşlanıyordun demek üzereyken sustu. Kardeşi Melda’ya rağmen bu yemek konusunda heyecanlıydı. O zaman kızdırıp vazgeçmesine neden olmak istemezdi. “Hiç önemli değil hayatım. Afiyet olsun şimdiden.” 
Kardeşinin sesinden konuyu geçiştirdiğini anladığı için üstüne gitti. “Yiğit beni yemeğe davet ettiği için bozuldun mu?”  

Bozulmamış korkmuştu. Bunu ona söyleyemeyeceğini de biliyordu. Belki tamamen rastlantıydı! Suçu ispatlanana kadar herkes masumdu. Yiğit bile! İçini çekip yanıtladı kardeşini Sedef. “Bozulmam mı gerekiyor? Bir hafta boyunca tüm yemeklerimizi onunla yedik. Biraz da sen ye. Hem zaten Melda’yı dinlemek beni artık sıkmıştı.” Oysa kadının adı sadece iki kez geçmiş ikisinde de konuyu kendisi açmıştı. Asıl önemlisi şu an aklındakiler çok daha önemliydi. 

“Çok mu aşık Melda’ya?” 
“Sanırım öyle. Bir bavul dolusu hediye aldı ona.” Biraz yalan ile hala kendi çıkarları için kardeşini yönlendiriyordu. Aklında olan şey artık aşk meşk işleri değildi. Kardeşinin isimleri değiştirmesinin ardında mutlaka büyük bir neden vardı. Tüm bu oyunlar, Yiğit ile olan durum ve ısrarla devam eden yalanlar, gelen tuhaf telefonlar… Çözüm gerekiyordu. Bunun için de kardeşinin oyalanması lazımdı. Aslında zamanlama olarak kardeşinin Yiğit ile yakın olmasını isteyeceği bir dönem değildi. Düne kadar güvendiği insana bugün şüphe ile yaklaşmak canını sıkıyordu. İyi niyetle hareket etmek değil, acımasız olmak gerektiğini anlayacak kadar başı dertteydi.
Kardeşini tehlikeye atıyor olabilir miydi? Acaba ‘kıskanıyorum onunla yemeğe gitme’ dese miydi? Bu hamle başka olumsuzluklara neden olur muydu? Akşama kadar vakti vardı önce aklındakileri yapmalıydı. Gerekirse sonra kardeşini vazgeçirirdi. 

Sabaha kadar yazdığı listeyi, babasının çekmecesinden aldığı iki dosyayı ve tabletini koyduğu çantasını kontrol ettikten sonra rüzgarlı sonbahar havasında kendisini koruyacak trençkotunu giyip yata doğru yürümeye başladı.
     
  
*****  


Mesut Kafkas, masasında çalışırken yanına yaklaşan genç kadını fark edip ayağa kalktı. “Siz?”
“Aslen Sedef olan ama akşam Mine olarak ifade veren…”
“Sedef hanım, hoş geldiniz. Sizi davet mi ettik? Böyle bir şey anımsamıyorum. Savcı mı çağırdı?”
“Hayır, kendim geldim. Amiriniz ile görüşmek, fikir almak istiyorum.”
“Elbette. Gelin sizi tanıştırayım.”

Mesut, önden yürüyüp yolu gösterdi. Getirildiği akşam dikkat edememişti etrafına. Tek anımsadığı her yerin gri olduğu idi. Şimdi birçok masa, devamlı çalan telefonlar ve hiç bitmeyen bir uğultu olduğunu da fark ediyordu. Hemen odanın önündeki masada çalışan bir memura amirleri ile görüşeceğini söyledi. Memur eli ile kapıyı gösterince gülümsedi. Sekreter gibi haber vermesini beklemişti ama galiba işler öyle yürümüyordu. Büyük, ahşap, beyaz yağlıboya ile boyanmış, açılır-kapanırken menteşelerinden sallanan kapıyı tıklatıp açtı, Mesut.

Masanın ardında oturan kadının yaşı tahminlerinin altındaydı. “Orada beklemeyin içeri girin.” Minyon tipli biriydi ama uzatılan eli sıkışında güç ile ses tonu son derece uyumluydu. Masasındaki isimlikte Jeyan Irmak yazıyordu. 
“Merhaba, Jeyan hanım. Ben Sedef Söğüt. Gerçi bu bile uzun hikaye ama zaten sizinle vaktiniz varsa uzun uzun konuşmalıyım.”  

Cinayet masasında, emniyet amirliğine kadar yükselmiş bir kadın ile karşılaşacağını düşünmemişti. Bundan memnun olmuştu. Çok daha rahat bir konuşma olabilirdi. Mesut, kendisine yer gösterildikten sonra Sedef’in karşısındaki koltuğa oturdu. Kullanılmaktan eskimiş koltuklar göründüğünden daha rahattı.

İkisi de oturduktan sonra Jeyan Irmak, Sedef’e dönüp sordu. “Size nasıl yardım edebilirim?”

“Ben Mine sanılıyorken aslında Sedef Söğüt’üm desem ve bu konuşacaklarımız çok özel desem.” Sedef’in beklediğinin aksine genç kadın şaşırmadan yanıtladı.
“İsim karmaşanız kaza dosyanızda vardı. Siz Sedef Söğüt olduğunuzu ispatlayamadığınız sürece hastane kayıtlarına göre Mine Söğüt’sünüz.” 
“Ne yazık ki öyle. Durum o kadar karışık ki nasıl anlatacağımı, nereden başlayacağımı inanın bilmiyorum.” 
“En baştan başlayın.” 
“Vaktiniz var mı? Bu sabaha karşı uyku tutmayınca kalktım ve aklıma gelen her şeyi yazdım. Uzunca bir liste oldu. İşe ne kadar yarar bilmiyorum ama ne hatırladıysam yazdım. Tüm yaşananların birbiri ile bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Babama yapılan silahlı saldırı, kazası, kardeşimin yerime geçmesi, son olan ölüm olayı ve bir sürü tuhaf arama ile gönderilen çiçekler.” 
Belleği uzatıp diğer dosyaları da çıkarttı.
“Nasıl olduğunu sormayacağınızı umduğum iki bilgiden biri Mine’yi arayan telefonlar, diğeri ise şirketlerle ilgili bağlantıların tespit edildiği dökümler. O şirketlerin ikisi defalarca kez farklı isimlerle teklif sunmuş. Son bir yıl içinde aynı kişiye bağlı olduğunu anlamak için en az üç dört şirket bağlantısını çözmeniz gereken bir ağ var. Hepsi burada.”
“Neden bunları şimdi getirdiniz?” Çok haklı bir soruydu. Sedef, son olay ile netlik kazan düşüncesini söyledi.

“Çünkü artık kardeşimin, bizlerin ölümü ile tehdit edildiğini anlamam için ölmemin gerekmediğini düşünüyorum.”

“Bunu destekleyecek bir bilgiye ya da görüntüye sahip misiniz? Delil olmadan size bu konuda nasıl bir yardımım olur bilmiyorum.”
“Delil değil, ipucum var. Bakın o verdiğim dökümlerdeki telefon konuşmalarının kaynağını belirlediğimizde farklı yerlerden yapılan görüşmeler olduğunu anlıyoruz. Benim ve kardeşimin tüm arkadaşları, ahbapları, hatta eski yeni tanıdığımız herkesin cep telefonu var. Kimse bizi kontörlü telefondan aramaz. Hadi zorda kaldı, bir mağazaya girer, verir parasını yeni telefon alır. Olmadı mı birine rica eder, görüşme bedelinden fazlasını verir yine cep telefonundan arar. Bakışlarınızdan son derece ukalaca bir tavır olduğunu düşündüğünüzü anlıyorum. Haklısınız da ama inanın onlarca kez telefon kulübesi kullanacak birini tanımıyoruz.”
“Belki kardeşinizin sizden sakladığı şey tehdit değil de bir aşk ilişkisidir. Olamaz mı?”
“Keşke olsaydı. Fakat kardeşim yıllardır aynı kişiye aşık ve işin kötü tarafı ben artık o kişiden de korkmaya başladım.”

Jeyan’ın çatılan kaşlarının altında saklanan soru dolu bakışları, o ana kadar sessizce dinleyen Mesut’a döndü. Adamın başı ile anlatılanları onaylamasından sonra daha bir dikkatle dinlemeye başladı.

“Diyelim ki haklısınız ve bu telefonlar tehdit içeriyor. Peki, sizi kim niye tehdit ediyor?”
“Şu bahsettiğim şirketler… Hiç kanıtım yok. Yani kanıt denecek şey yok. Sadece ipuçlarım var. Zamanlamalar, ısrarlı tavırlar gibi şeyler insanı şüpheye düşürüyor. İşte burada iş beni de, sizi de aşıyor olabilir. Babamın hayatta olduğu zamanlar ısrarla bir araziyi almak için talepler geliyordu. Farklı farklı firmalar aynı yer için değerinin çok üzerinde fiyatlar öneriyordu. Kazadan bir süre önce, bizim bildiğimiz bu talepler kesildi.”

“Babanız sizden gizli kararlar alır mı? Bir sorum daha var. Niye satmadınız?”

“O arazi aileye aitti. Babam şehre gelirken satmış, sermaye yapmış. Para kazanmaya başladığı ilk andan itibaren tek hedefi o toprakları geri almaktı. Bunu da başardı. Orada bor maden yatakları var. Siz sormadan söyleyeyim, değeri yerinde durduğu sürece çok fazla değil ama çıkarılıp işlendikten sonra milyarlarca dolar ediyor. İşte o arazi için birileri kardeşimi tehdit ediyor diye düşünüyorum. Çünkü babamın asla satmam dediği bu araziyi ısrarla satmak istiyor Mine.”

“İşte asıl önemli olan bu. Sanırım asıl buraya gelmek için diğerlerini söylediniz. Oldukça iyi hazırlanmışsınız.” Jeyan, genç kadının anlattıkları ile olayları bağlamaya başlamıştı bile. Uluslar arası bir suça uzanacağı belliydi.

“Necdet Söğüt, her işimizi detaylı, doğru verilerle ve bir mantık sırasında sunmamızı, aksi halde başa çıkmanın zor olduğunu öğretmişti. Şimdi bu söyledikleri onun ölümünün aydınlanmasına yarayacaksa evet iyi hazırlanırım.”

“Bu bilgileri kopyalayalım, üzerinde kapsamlı bir çalışma yapalım. Gerektiğinde size her an ulaşacağımız numaranızı da alayım.”
“Bunlar kopya zaten. İstediğiniz zaman bu karttaki numaralardan bana ulaşırsınız. Şu ölen kız. Suna Boz. Onun ölümü ile ilgili gelişme var mı?”
“Böcek ısırması sonucu ölümlerde kasıt aranmaz.  Sizin ve Süheyla Hanımın ifadesi zaten bunu doğruladı. Kişinin ölümü ile ilgili bir dava açılmayacak.”
“Teşekkür ederim. Peki bana o genç kızın ailesinin adresini verir misiniz? O aileye gerekenin yapılmasını sağlamalıyız.”
“İlgilenirim.”
“Sanırım şimdilik bu kadar. Bu arada ben kardeşimi konuşturmaya çalışacağım. Olmazsa ifade için çağırsanız da biraz korksa? Anlatırsa rahatlayacak ve şu isim karmaşasından tutun da katilin kimliğine kadar çok sorunun yanıtına yaklaşılacak.”

“Onunla da ilgilenirim. Teşekkür ederim. Umarım başka bir sorun olmadan olayları çözeriz.” Kısa bir an genç kıza baktı. Sonra masanın üzerine eğilerek, “Sedef Hanım, avukatlar ve doktorlar sır saklar ama polisler saklamaz. Aksine tüm sırları ortaya dökeriz. Bu belgelerdekilerin de eninde sonunda ortaya çıkacağını biliyorsunuz değil mi? Belki de başınıza çok daha kötü şeyler gelecek. Babanızın ölümü cinayet ise aynı tehlike sizlerin de etrafında dönüyordur.” 

“Olay artık sadece babamın kazası değil. Tüm olayı çözdüğünüzde o sırları ortaya dökmeniz için size baskı bile uygulayabilirim. Ama o zamana kadar neyin ne olduğunu benden başka kimseye anlatmamanızı isteyeceğim. Ayrıca, bu belirsizlikler ve şüphelerle yaşamaya ben yaşamak diyemiyorum. Her an kim ölecek, kim kimi kontrol edecek gibi şeyler bana göre değil. Kardeşimle ilişkimi bu hale getiren olayın da bir an önce bitmesini istiyorum. İkizimi elimden aldılar. Onlardan korkmak sanırım en son aklıma gelen şey olacak.”

“Mine Hanımı korkutmuşlar ama!”
“Büyük ihtimalle onu benimle köşeye kıstırıyorlar. Çünkü şu an beni köşeye kıstıracak tek şey kardeşlerim.”
“Anlıyorum. Elimden gelenin bile fazlası için çaba harcayacağım. En kısa sürede sizinle irtibata geçeceğim.” Çoktan karşısına kaza dosyasını açmış, dökümlere bakmaya başlamıştı bile. Genç kız kapıdan çıkmak üzereyken Jeyan seslendi. Resimlere bakarken yere yatırılmış yaralı hallerini inceliyordu. Sonraki fotoğraf bir yerel gazetenin haberindendi. Yaralıların taşınırken resimlerini çekmişti.

“Neler giymiştiniz o gün?” 
“Ne mi giymiştik?” 
“Evet, belki hizmetkarlarınız kimin evden hangi kıyafetle çıktığını anımsıyordur. Bununla ilgili bir şey görmedim dosyada.” 
“Nihayet bir umut var, yani?” 
“Yanıtlara göre anlayacağız.” 

“Benim üstümde limon sarısı bir bluz vardı. Mine de aynı modelin beyazını giymişti. Pantolonlarımız bir örnekti. Bluzları da öyle seçecektik ama sonra köydekilerin canını çok sıkmayalım diye vaz geçtik. Hatta geçenlerde aynı renkleri yine aynı şekilde giydiğimizde, o gün neler giydiğimizi Mine anımsadı.” 
“Kardeşiniz beyaz, siz limon sarısı giydiniz. Siz evden çıkarken aracı kullanıyordunuz, kardeşiniz ise lokantadan sonra öyle mi?” 
“Evet, Mine babamla konuşup benim çok yavaş kaldığımı söylemişti. Fakat kaza yaptığımızda süratli değildi.”
“Biliyorum, iki araç da çok süratli değilmiş. Tespit etmek kolay artık.”
“O zaman geriye bir tek renklerin teyidi mi kalıyor. Mine’yi sıkıştırıp konuşturmaya yeter umarım. Keşke korumalardan biri bizi ayırt edebilseydi.”
“Korumalarınız fotoğraf çekmek yerine sizlerin hayatını kurtarmayı tercih etmiş ne yazık ki.” 

“Elbette öyle yapmaları en iyisi ama bir sürü insan kazayı görmüştür. Onların şu olay yeri merakından umutlanmıştım. Bir ilan ile onlara kazadan elde kalan fotoğrafları varsa yollamalarını istesek mi?” 
“Gerek olmayabilir. Başka bir fark var mıydı o gün kıyafetlerinizde.”
“Gözlük… Kazadan kısa süre önce kardeşim gözlüğünden şikayet ediyordu. Yeni almıştık. O yola çıkarken taktı. Ben başka takmıştım. Mine’nin burnunda ve kulağında kırmızılık yapmıştı. O gözlük nerede acaba? Üzerinde kendi parmak izi vardır. Belki bu da işe yarar.” 

“Yarayabilir. Sizin gözlüğünüz ne oldu?
 “Benim gözlüğüm kırılmış ama şikayet edeceğim bir durum yoktu zaten. En büyük şansım, arkaya dönerken gözlüğü de çıkartmış olmam. Yoksa yüzümü gözümü kesmesi işten bile değildi.” 
“Şanslısınız. Hatta bir çok insana göre gerçekten çok şanslısınız.” 
“Haklısınız. Biz de babamlarla aynı arabada olabilirdik ve hep birlikte ölmüş olabilirdik.” 

“Evet o da önemli ama ben başka bir şey için demiştim.” Sonra odasındaki televizyonu açtı ve bilgisayarındaki görüntüyü ekrana aktardı.  
İkizlerin asfalt üzerinde yan yana yatan bedenlerinin en yakın çekimiydi.  Yerel gazetecinin elindeki fotoğraflardandı bu resimler. Basına verilmemiş ve hiçbir yerde yayınlanmamış bu resimlerden kendisi de yeni haberdar olmuştu. Dosyanın kaza diye kapatılması acaba baskılarla mı sağlanmıştı? Bu olay canını sıkarken bir yandan da ekranındaki görüntüyü büyütüyordu.  

“Görebiliyor musunuz?” diye sorarken genç kızın ağladığını fark etti. “Üzgünüm, bu kadar acımasız olmayı istemezdim ama ekrana bakarsanız belki daha rahat konuşuruz.” 
“Özür dilerim. Aştığımı sandığım ama asla aşamayacağım bir olay. Peki… Ne görmem gerekiyor. Beyaz bluzlu Mine. Sarı olan da benim. Güvenliklerimizin ilk yardım bildiğini de biliyorum.” 
“Biraz detaylı bakın ekrana.” 
Sedef, kadına kısa bir an baktıktan sonra ekrana döndü. İkisini de tek tek incelemeye başlamasının üstünden bir dakika bile geçmeden Mine’nin burnunun üstündeki gözlük izini gördü.  
“İşte orada.” diye koltuktan kalkıp ekrana yaklaştı. “Bakın, işte gözlük izi. Nihayet. İşte bulduk. Yani buldunuz. Artık aklımdan şüphe edenlere rahatlıkla yanıt verebilirim.” Hem Jeyan’a hem de Mesut’a bakarak gülüyordu. İlk kez kendini gerçekten rahat hissetti. Artık ona inanan başkaları da vardı. Art niyetsiz inanan!

“Şu aralar tavsiye etmem. Önce benden haber beklemenizi tercih ederim.”
 “Jeyan hanım, babamın serveti ve şirketleri çok büyük. Şu an bunun iki varisi biziz. Bir de yaşatmayı başardığımız ama henüz çok küçük olan erkek kardeşlerimiz var. Onların da vasisiyiz. Yani şu an dört kardeşe kalmış büyük bir mirastan bahsediyoruz. Düne kadar çok rakibimizin olduğunu ama hiç düşmanımız olmadığını düşünürdüm ama artık böyle düşünmem için gerçekten aptal olmam lazım.”  Derin bir nefes aldı. “Şirketteki bazı bilgilerin dışarıya nasıl sızdığını anlamak uzun ve yorucu bir iş olacak. Fakat artık hayatından endişe edeceğim üç kardeşim var. Sizi seve seve beklerim ama ne olur uzun sürmesin. Benim elimden ne gelirse yardım ederim.”

“Tahmininizden de fazlasını yaptınız. Sadece sabırla bekleyin. Konuşturursanız, kardeşinizi konuşturun. Konuşmazsa da çok zorlamayın. İkinizin de diğerini bu kadar düşünmesi zaten sizi koruyacaktır. Ben dosyanın açılması için elimden geleni yapacağım. Bu adamların arkasında daha büyük güçler varsa zaten bu süreçte ortaya çıkar. Dua edelim de sadece hırslı bir iş adamı olsun.”
“Hırslı ve katil…”
“Her şeyin fazlası zarar!”

“Bakın, o notlara yazmadığım bir şey daha var. Fırat Çetin. Defalarca kez düşündüm ama hep son anda onun yapmayacağına karar verdim. Fakat artık emin değilim. Yiğit kadar Fırat da benim için şüpheliler listesinde olması gereken biri.”
“Kim bu Fırat Çetin?”
Sedef, az önce kalktığı koltuğa yeniden oturup onunla ilgili bildiklerini, nasıl tanıştığını, ikisi arasında yaşanan yakınlığını gel-gitlerini, kazadan sonra kendisinin Sedef olduğunu kabullenen ilk kişi olduğunu, kendilerini köye, babasının mezarına götürdüğünü anlattı.

“Bunlarda bir sorun gözükmüyor. Şüphe etmenizi gerektiren bir şey oldu mu?”
“Hayır, sadece… Yiğit ve Fırat…İkisinin de sık sık Amerika’ya gidiyor olması, ikisinin de bizlere bir şekilde yakınlaşıyor olması ve yine ikisinin de şirkette herkesle her şeyi konuşabilecek kişiler olması…Aslında bunları söylerken bile masum olmalarını istiyorum. Masumlarsa çok utanacağım. Yüzlerine bile bakamayacağımı da biliyorum ama onlara gidip soramayacağıma göre, en iyisi sizin bilmeniz ve araştırmanız.”
Mesut ilk kez kendi isteği ile söze karıştı. “Ben ikisi hakkında da birer dosya hazırladım. Biraz daha detaylandırmanın zararı olmaz.”
 “Yiğit, Melda Berklay adında konsoloslukta çalışan birisi ile uzun zamandır birlikte. İyi bir kadın.” 

“Hangi konsolosluk?” 
“Çin… ah hayır onun ilgisinin olacağını sanmam.” 
“Tamam. Ben yine de bir bakarım. Sedef Hanım, siz ölürseniz mirasınız kime kalacak? Vasiyet hazırladınız mı?” 
“Kardeşim, annem ve tabii şu an ikiz bebekler pay sahibi olacak. İkizlerin ortak vasisiyiz. Onların payını da tek başına kardeşim idare edebilecek. Yasal veraset işleyecek yani.” Sedef bir çırpıda söylemişti.

Jeyan, biraz ortalık bulandırmak istedi. İki saattir kardeşine anormal derecede güvenen bir kardeş dinliyordu. “Kardeşiniz konusunda eminsiniz ama bu durumda o  ilk sıradaki şüpheli oluyor. Sizin ölümünüz onun tüm şirketi yönetmesi demek. Her şey onun olacak!” 
Sedef, durum bu kadar sinir bozucu olmasa kahkaha atmasına engel olmazdı. Mine ve miras yemek… “Bakın, miras dediğiniz rakam milyar dolarlarla ifade ediliyor. Yani kardeşim her gün bir iki milyon dolar harcasa bile zor bitirir kendi payını. Üstelik bizler öyle yaşayan insanlar değiliz. Satalım da gezip tozalım demiyoruz. Bir yerde üç gün kalınca işe dönüp çalışmayı özlüyoruz. Evet kardeşim bir şeyleri satalım diyor ama sonra da o parayı turizm sektörüne yatıralım diyor. Hadi satıp harcayalım demiyor. Yani ne varsa şu satmak istediği hisselerde var.” 

Jeyan, rakamları duyunca kardeş kavgasından başka şeyler olabileceğini daha çok düşünmeye başlamıştı. Üstelik Sedef haklıydı. İnsan o kadar parayı nereye harcayacaktı? Ailenin yaşamını kaza zamanı araştırmış ve Sedef Söğüt’ün anlattıklarından başka bir şeye ulaşmamıştı. Babaları da kızlar da, annelerinin aksine düzenli bir yaşama sahipti. Magazin haberinden çok ekonomi haberine konu oluyorlardı. Magazine konu olmaları da hep cemiyet haberleri ile ilgiliydi. Düzenli bir hayatları vardı. Konuşması hareketleri de sonradan görme zenginlerin aksine son derece düzeyliydi. Kıza hak verdiğini hatta olayı çözmek için sabırsızlandığını hissetti. Satırlarda bulamayacağını bildiği bir soru daha sordu.

“Yeni doğan kardeşlerinizin anne tarafından akrabaları ile aranız nasıl?” 
“Anneanneleri Hümeyra Hanım ve dayıları Suat bey bizimle kalacaklar.” İşte bu yanıtı beklemiyordu.”
“Nasıl yani? Yalı da mı?”
“Evet, evi onlar için düzenledik. Bebeklere bakarken onların da desteğinin iyi olacağını düşündük. Annemin verdiğini düşündüğümüz bir demeç yüzünden küçük bir olumsuzluk yaşadık ama çoktan aştık ve o haberlerin yalan olduğunu herkes gördü. Bu şartlarda, onlar bebekler yakın olacaklar hem de biz bebekleri dadı eline bırakmamış olacağız. En iyisini bile tutsanız konu çocuklar olunca korku büyük oluyormuş. Böyle hissedeceğimizi bilmezdik ama yaşayıp öğrendik.” 

“Esra Söğüt’ün üzerine olan mallar hariç sizlerden para talepleri oldu mu?” 
“Hayır. Esra’nın mirası bebeklerine kaldı. Zaten tüm çabamız o bebeklerin yaşaması içindi. Bunu ailesi de gördü. Esra ilk eşinden boşanırken bile bir şey istememiş. Tok gözlü insanlar. Birilerinin sandığı gibi paragöz değiller. Suat’a yanımızda iş teklif etmişti babam. Ama o bile ağrına gitmiş babama bir iki gün küs kalmıştı. Bizim de ağabeyimiz gibidir. Ah dedim mi benim bir arkadaşımla çıkıyor. Yani onunla da aramızda aşk meşk ilişkisi yok.” 

“Anladım. Miras ve borç ilişkilerini biraz inceleriz. Peki bir sorum olacak. Bu hediyelerin eve getirilmesinden sonra kimler ulaşabilirdi?” 
“O örümcek Avusturalya’da yaşayan bir hayvan. İstanbul’da kim nereden bulacak da evimize getirip poşetlere koyacak?” 
“Sidney’e gittiğinizi bilen herhangi biri olabilir. Evde size düşmanlık besleyecek bir çalışan var mı?” 
“En yeni elemanımız bile iki üç senedir bizimle. Babamı tanısanız evde kimsenin kimseyle bırakın kavgayı yüksek sesle bile konuşamayacağını bilirdiniz. Şu zavallı ölen kızın varlığı beni o yüzden çok şaşırttı. Yıllardır yeni birini almamıştık. Bebekler yüzünden ihtiyaç olacağına karar vermişler. Düzen bozulmasın, o da hem dadı ve bebeklere hem de Hümeyra ve Suat’ın işlerine yardım etsin diye tutulmuş. Mert Suyabatmaz, yakın korumamız ve güvenlikten sorumlu olan kişi… Kızı çok sıkı kontrol etmiş.” 

“Bu korumaya ne kadar güveniyorsunuz?”
“Kendime güvendiğim kadar.”
“Emin misiniz? Unutmayın herkesin bir fiyatı vardır.”
“Onun fiyatı, söz konusu bizi korumaksa canıdır. Diğerleri için aynı şeyi söyleyemem ama Mert Bey, bizim için canını verir.”
 “Anlıyorum. Güvendiğiniz kişilere aşırı bağlısınız. Bunun hata olabileceğini düşünmüyorsunuz. Bence bir süre kardeşiniz dahil herkesten şüphelenmeniz sizin can sağlığınız için daha doğru olur.”
“Kardeşimden mi? Asla!”

“Bakın, neden yerinize geçtiğini, neden tüm ısrarlara rağmen konuşmadığını bilmiyoruz. Evet bir şeylerden şüpheleniyorsunuz, belki de haklısınız. Ama bir de olaya şöyle bir açıdan bakın. Ya asıl hedef Mine Söğüt ise… Kardeşiniz de bunu öğrenip kendisini Sedef Söğüt diye tanıtıyorsa!” 
“Neee? Hayır, asla bunu düşünemem.” Bu şık hiç aklına gelmemişti. Asla kardeşinin böyle bir şey yapacağını düşünemezdi. Bunu karşısındaki kadına da söyledi. “Kardeşim  asla böyle bir şey yapmaz. Bence adını değiştirmesinin ardında beni korumak var. Çünkü şu örümcek olayını duyduğundan beri daha da tedirgin hatta korkuyor.” 

Jeyan, genç kızın asla kardeşi hakkında kötü bir şey düşünmeyeceğine inanmıştı. O zaman kendisi düşünecek, onunlar da bir konuşma yapacaktı. “Onu sorgulamamız işe yarayacaktır. Babanızın kazası için diye çağırır biraz zorlarız. “ 
“Olabilir. Aynı zamanda beni de çağırırsınız ayrı ayrı ifade veririz. Şüphelenmez belki de dediğiniz gibi anlatır gerçekleri.” 
“Başka şüphelendiğiniz kimse var mı?” 
“Aslında benim tek şüphelendiğim ve asla şüphelenmek istemediğim tek kişi Yiğit idi ama aklımı o kadar karıştırdınız ki ona gelene kadar bir sürü kişi de olabilir demeye başladım.” 

Jeyan, genç kızı farkında olmadan çapraz sorguya alıyor, aynı şeyleri farklı şekillerde tekrar tekrar soruyordu. Mesut da olanların farkında ilgi ile izliyordu konuşmaları. “Eğer siz ya da kardeşiniz ya da ikiniz birden ölürseniz en büyük maddi kazancı kim ya da kimler sağlayacak? İkizlerin anneannesi ve dayısı mı?” 
Sedef, kısa bir an düşündü. Ölümleri ile zengin olacak tek kişi vardı.

“Aman Allahım…” dedi ve başını ellerinin arasına aldı. 
“Kim?” 
“Annem.” 
“Anneniz mi? Sizin ölmenizi ister mi?” Annesinden her bahsedişi olumsuzluk doluydu ama bu kez sanki kadının suçlu olması ihtimali çok yüksekmiş gibi bir tepki vermişti. Soruyu sorarken dosyadan kadının adanı bulmaya uğraşıyordu. Binnur adını okuyunca aklına onun karıştığı magazin haberleri geldi. Kadının hızlı bir hayat yaşadığı belliydi ve kızları ile eski kocasının ölümünden sonra mahkemelik olduğunu da biliyordu. Kendisine sorulsa ilk şüpheli o olurdu. 

“Bilmiyorum. Eğer annemle ilişkimize on üzerinden not vermemiz gerekseydi en çok üç alırdı. Beni boşanırken yanına almak istemişti ama ben de babamı tercih etmiştim. Zaten beni istemesinin nedenini tahmin etmek güç değildi. Babam beni ona vermeyecekti. O da biraz daha para kopartacaktı ki zaten öyle de oldu. Boşanma davasından sonra ayda yılda bir görüştük. Babamın ölümünden sonra yanımıza gelmek ve mirastan pay almak istedi ama ikimiz de bunu doğru bulmadığımız için ne evde istedik ne de sevgililerine yedirsin diye ona para verdik. Babamın mirasında zaten hakkı yok. Maddi durumunun çok iyi olmadığını biliyorum. Gerçi birçok insandan daha yüksek geliri var. Babam ona büyük bir apartman ve bir iş hanı bırakmıştı. Onların kira gelirlerini almaya devam ediyor ama hayat standartlarına göre o kiralar az geliyordur kendisine. İkimizden biri ölürse mirasımız ona geçecek.” 

“Yaşadığınız bir dava süreci vardı. Sonuçlandı sanırım. O dava nedeniyle size düşmanlık besliyor olabilir mi?” 
“Olası tabii. Çünkü kendisi bugüne kadar kızlarını ayırt etmekten aciz biridir. Bizimle, ya babamı çekiştirmek ya da hava atacağı bir şeyi paylaşmak için buluşur.” 
“Anlıyorum. Başka kimse var mı şüphelendiğiniz?” 
“Şu an aklıma gelen başka kimse yok. Diyorum ya Yiğit benim için en kötü ihtimal. Yine de korkum bu akşam kardeşimin Yiğit ile yemeğe gidecek olması. Sabah elimde fırsat varken engellemeliydim. Eğer örümcekleri o koyduysa kardeşimin yemeğine de zehir koyması zor olmaz.” 

“Aynı yöntemle iki kişiyi öldürmeye kalkacağını sanmıyorum. Ama yine de Yiğit Bey ile ilgili bir şeyler yapmaya çalışacağım.” Şüpheli listesi şimdiden üç olmuştu. Hatta dört olmuştu. Sedef de zanlıydı. Mesleki olarak olaya yaklaştığında aynı şeylerin karşısındaki kız için de geçerli olduğunu düşünmesi en doğru yaklaşımdı. Bunu onun bilmesi gerekmiyordu. İşlerini doğru yaparlarsa gerçek suçlunun kim olduğunu bulmaları fazla zamanlarını almayacaktı.  
Artık konuşmanın sonuna geldiklerini belli eden bir ifade ile masasının üstündeki dosyaların kapaklarını kapatıp üst üste koydu. Sonra arkasına yaslanıp konuyu toparladı. 

“Sedef Hanım, gerçekten üzücü bir durum bu. Konuyu araştıracağımız çok fazla ipucumuz var. Tüm bunları yaparken lütfen dikkatli olun. Ve kardeşinizin bildiği ne varsa öğrenmeye çalışın. Ben babanızın ölümü ile ilgili dosyayı yeniden açacağım. Bunu da çok az kişinin bilmesini sağlayacağım. Eğer gerçekten bu kadar detaylı düşünüp plan yapan birileri varsa polisin içinde de kendilerine yardımcı olacak birilerini bulmaları zor olmaz. Sizi ve kardeşinizi en kısa sürede ifade vermek için yeniden çağıracağım.”  
“Lütfen başka kimsenin ölmesine izin vermeyin. “ derken ayağa kalkmış çantasını almıştı. Uzattığı eli yine sert bir şekilde sıkan Jeyan, bu kez biraz da güven vermek istiyor gibiydi.  
Dosyayı yeniden açmak, bu dosya ile ilgili olayları o kazaya bağlamak ve ifade için ikiz kardeşi çağırmak… tüm bunları kimse ölmeden önce yapabilecek miydi? Elini çabuk tutmalıydı.

  

1 yorum:

  1. Sıkı bölüm olmuş :)))) heyecan arttıran ama çözüme ulaşmak için adım atılan ...

    YanıtlaSil