23 Aralık 2015 Çarşamba

KORKUTAN MİRAS 8.Bölüm

8.Bölüm 

 Esra, yorgun olmasına rağmen bahçeye çıkmış ailesini  ve misafirlerini karşılıyordu. Yüzündeki makyaja rağmen yorgunluk konusunda doğru söylediği belli oluyordu. Allık, solan yüzünde abartılı sürülmüş gibi duruyordu.

Yiğit Uçar, genç kadının parmak uçlarına küçük bir öpücük kondurup her zamanki gibi çok güzel gözüktüğünü söyledikten sonra “Sizi uzun süre rahatsız etmeyeceğim, yemekten sonra hemen kalkmam lazım. Ama Süheyla Hanımın bugün için yaptıklarını duyunca kendimi zorla davet ettirdim. Umarım kusuruma bakmazsınız?” dedi. O da genç kadının yorgunluğunu saklayamayan yüzünü görmüş ve geldiği için de hafif bir pişmanlık yaşamıştı.


Necdet bey, Yiğit’in sırtına dokunup “Kibarlık ediyor tatlım. İnan ben zorladım.” diye duruma açıklık getirdi. Yiğit’in yüzünde beliren utangaç gülümseme kızların da gözünden kaçmadı.

Esra ikilinin neden böyle konuştuğunu anladığı için zorla da olsa gülümsemeyi başardı. Yiğit’in koluna girip eve doğru yürürken herkesin duyacağı bir sesle. “Sen asla misafir sayılmazsın, tek sorun ben yorucu bir gün geçirdim. Eminim muhabbetimiz tüm yorgunluğumu alacaktır.” dedi.

“Lütfen beni istediğin an kov.” Yiğit, bu genç kadının sıcak samimiyetini seviyordu. Necdet Söğüt nihayet mutlu olacağı birini bulmuştu.

“Asla. Hadi gelin, Süheyla hanımın bugün canı mutfaktan çıkmak istemedi. Sanırım çekim ekibinden kaçmak için oraya kapandı. Bir ara ben de ona katılmak istedim. Muhteşem bir sofra bizi bekliyor.”  

Yiğit, alt kattaki tuvalete gidip ellerini yıkarken kızlar da üst kata çıkıp iş kıyafetlerini değiştirdiler. Sedef, bir bahane ile kardeşinin odasına girmiş, Mine’nin ne giydiğini görünce aynı elbisenin farklı rengini dolabından çıkartmıştı. Makyaj tazelemek yerine ruj rengini değiştirmişti. Elbisesindeki lila tonundaydı artık dudakları. Aynı anda odalarından çıkan kızların koyu renk saçları ve gözleri, açık renkli minik çiçekli ve kısa etekli elbiseleri ile daha da ortaya çıkmıştı. 

Merdivenlerden inerken Mine yattaki konuşmayı anımsatıp, sordu. “Hani çocuk değildik? Ne oldu?”

Mine, Sedef’e karıştırılmak istemediğini belli ediyordu aslında. Sedef küçük bir tebessüm ile, “Seninkini görünce kendi elbisemi özlediğimi anladım.” dedi.

Gülümsemesini saklasa da kardeşinden duygularını saklayamayacağını biliyordu. Çaba harcamadı bile. Mine onun ne yapmak istediğini anlamıştı. “Yalancısın.” 

“Evet.”  

İki kardeş gülüşmeye başlasa da Mine bu hareketten çok da mutlu değildi. İçinde bir yerlerde o minik korku yine gün yüzüne çıkmıştı. Kızların hafif kıkırdamasını bahçeye çıkmak üzere olan Necdet Bey duymuştu. Başını kaldırınca gördüğü kızları ile gurur duydu. İkisi de renklerini kendisinden almıştı. Güzelliklerinde annelerinin payı çoktu ama o simsiyah saçlar tamamen kendisine aitti. Elbette koyu gri gözler de. Kızlarının merdiveni inmesini bekleyip Mine’yi sağına, Sedef’i soluna alıp öyle yürümeye devam etti. Elbette yine karıştırmamıştı…
   
Yiğit, denize bakıyor Süheyla hanımın son kontrolleri yaptığı masayı göz ucu ile inceliyordu. Esra’nın tüm iyi niyetli konuşmalarına rağmen bir an önce yemek ve gitmek istiyordu. Yeniden masaya bakarken kapıdan çıkan üçlüyü gördü. Asıl görmek istediğinin yemek masası değil de o olduğunu kabul etmesi gerekiyordu. Güzel bir manzara diye düşündükten sonra onların oturmasını bekledi ve kendisine gösterilen yere oturdu. Hemen ardından da Esra gelip Necdet Beyin karşısındaki sandalyeye yerleşti.  

Yiğit, yine kibar bir şekilde denize arkasını dönmüş oturan genç kıza dönüp "Sedef, istersen yer değiştirebiliriz." diye teklif edince genç kız gülümseyerek “On üç yıldır bakıyorum karşı sahile, bir akşam bakmazsam bir şey kaybetmem.” dedi. Sonra Mine'ye dönüp kimsenin görmediğinden emin olduktan sonra göz kırptı. İlk sınavı başarılı bir şekilde geçmişti Yiğit.   

" O zaman ben tadını çıkartayım. Benim evin gördüğü süs havuzundan başka bir şey yok." Karşı kıyının göz kırpan ışıklarına baktıktan sonra, başını tabağa eğerken hafifçe yanında oturan genç kıza bakmıştı. "Yıllarca izlesem de doyamayacağım sanırım bu manzaraya." diye bitirdi konuyu. 
  
“Güzelliklere doymak mümkün değil.” diyen Necdet Bey herkesin düşüncelerine tercüman olmuş gibiydi. 
  
Kısa bir an yemeğe odaklandılar. Hafif konular ile yemek tamamlandı. Tatlılar ve kahveler için yumuşacık minderlerine gömüldükleri oturma gruplarına geçilirken Esra izin istedi. Gün boyu süren çekimi yemekte anlatmış ve hep ayakta olduğu için yorgun olmasından dolayı özür dilemişti. Necdet Bey, genç karısının odaya çekilmesine yardımcı olmak için onunla birlikte gitmişti. Esra'nın çok az yediğini ve renginin soluk olduğunu görüp zaten erken yatmasını söyleyecekti ama karısı daha fazla dayanamamıştı.  

İkili üst kata çıkarken Yiğit, erken kalkmasına gerek kalmadığını düşünüp güzel gecenin ve bulunduğu ortamın tadını çıkartmaya karar verdi. Özel konular onlar için en zor konuşma ortamlarıydı. Genç kızlarla iş konuşmanın daha yerinde olacağını düşünüp öğleden sonraki ilk toplantı ile ilgili gelişmeyi paylaştı. “Bugünkü görüşmelerin neticesini önümüzdeki hafta alacağız. Eğer iyi sonuçlanırsa Endonezya’ya gitmemiz gerekebilir.” 
  
Yiğit, madencilik işinde Sedef ile çok fazla ortak konuda çalışıyordu. Turizm kısmı pek ilgi alanına girmese de iş gereği sık sık Mine ile de ortak çalışması gerekiyordu. Yine de önem sırası yapılsa maden ile ilgili işler hem daha önemli hem daha yoğundu. endonezya işi de özellikle yer altı kaynakları ile ilgili olduğu için Mine’nin konuşması ile şaşkınlıkla ona döndü. “Endonezya mı gideceğiz?” 

Sedef, hiç sesini çıkartmadan bekledi. Yiğit, yanlış kızla konuştuğunu düşünecek miydi? Ama genç adam hiç tereddüt etmeden, “Evet, Mine, ama Sedef ile ben gideceğim büyük ihtimalle. Sen de mi gelmek istiyorsun?” diye sordu. Yanıtı merakla bekliyordu. Bu ihtimali hiç düşünmediğini anlamak sedef için kolaydı.

Mine ise başka şeyler düşünmeye başlamıştı. ‘Sanki sevgilisinin yanlarında istenmeyen küçük kardeşi ile konuşuyor gibi’ Bu hissi bastırmak için çok alakasızmış ama bir anda aklına gelmiş gibi, “Ben de gelirim. Hem ziyaret hem ticaret olur. Ne zamandır Bali’yi görmek istiyorum. Orada satılma ihtimali olan bir otel ile görüşecektim. Yazışmalar yerine gidip yüz yüze konuşmak daha akıllıca olabilir. Bunu biraz öne alırsam çok iyi olur. Ayrıca oradan abanoz ve tik ağacı ithal etmek istiyordum. Mobilyaları üreticiden almaktan sıkıldım. Ne, ne dediğimi anlıyorlar, ne de iyi iş çıkartıyorlar. Artık küçük bir fabrika kurup kendi mobilyalarımızı üretmek istiyorum.” Aslında tamamını şu an aklında toparlamış ve sıralamıştı. Daha önce düşünülmüş ve rafa kaldırılmış konulardı ama bunu bilmesi gerekmiyordu Yiğit’in. İyi toparladığını Sedef’in yüzünden anlayınca rahatlıkla yaslandı arkasına. Ne zaman heyecanla öne eğildiğini anımsamıyordu bile.   

Sedef, Mine’nin güzel bir detay yakalaması üzerine yeni bir fikir üretti. “O zaman ikiniz gidersiniz. Sen madenlerle, sen de ağaçlarla ilgilenirsin. Ben de o kadar yolu gitmemiş olurum.”  

Yiğit’in yüzündeki anlık değişimi görmek hoşuna gitmişti. Sanki bu teklif ile keyiflenmiş gibiydi. Kısa sürede yüzündeki mutlu ifadeyi silip kahvesine uzanırken yine iş adamı olmuştu. “Olabilir tabii. İmza yetkisi sorunu kalmaz, iki işi de çözeriz.”
  
Sanki şu an en önemli şey imza yetkisi imiş gibi konuşması, sesinin heyecan yansıtmaması biraz daha rahatlattı.  Kahvesi bitince rahatlamıştı. Artık kalkması için bir engel kalmamıştı.

Mine onun değişen tavrına biraz bozulsa da üstünde durmadı. Güzel bir fırsattı bu! En azından bir haftaya yakın bir süre birlikte vakit geçireceklerdi. Gerçekten umudu var mıydı anlamak için buna ihtiyaç duyuyordu. İkizinin az önceki tavrı ile biraz daha rahatlamıştı. Kıskanmasını engelleyemiyor, kardeşi ile arasının bozulmasını hiç istemiyordu. Daha önce hiç yaşanmamış şeylerin şimdi yaşanması olacak şey değildi.

Yiğit, Necdet Beyin bahçeye çıktığını görüp daha da rahatladı. Ayağa kalkıp, artık gitmesi gerektiğini söyledi. Düşünceli ifadesini fark eden Necdet ne olduğunu anlamak ister gibiydi. “Kusura bakma, Esra çok üzüldü ama gerçekten yorgun. Yatar yatmaz uyudu. Bir daha dergilerden böyle teklifler geldiğinde kabul etmeyeceğim. yeterince haber olduk zaten.”

“Kusura bakılacak bir şey varsa benim böyle habersiz gelişim. Lütfen sevgilerimi ile. yarın görüşürüz.” Sonra arkasına dönüp ayakta duran kızlara tek tek baktı ve hepsine birden iyi geceleri dileyerek kendisini eve bırakmak için bekleyen arabaya doğru yürüdü. Söğüt ailesinden uzaklaştığında yüzündeki ifade tamamen değişmişti.
   



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder