29 Eylül 2015 Salı

DOĞRU ERKEK NASIL BULUNUR? 42. Bölüm


Evlilikleri ikinci haftasını yaşarken Çağla merakla regl tarihini bekliyordu. Acaba hamile kalmış olabilir miydi? Biraz beli ağrımaya başlamıştı. Göğüsleri de ağrıyordu. Ama bir yerlerde regl öncesi belirtilerin hamilelik belirtilerine yakın olabileceğini okumuştu. Yine internette dolaşmaya başladı. İşte aradığı yazıyı buldu…
Beklenen adet tarihinde gecikme Her zaman gebeliği göstermese ya da gebelik bulunmasına rağmen adet görülebilmesine karşın binlerce yıldır olduğu gibi hala gebeliğin en erken bulgusudur.
Bulantı: Sabahları daha belirgin olan bulantılar genelde günün ilerleyen saatlerinde hafifler ya da kaybolur. Bazı hastalarda beklenen adet gününden bile önce ortaya çıkabilir.Gebeliğin 10. haftasına kadar şiddeti artabilir.Büyük bölümünde daha sonra kaybolur.Gebelik hormonunun (Chorionic gonodotropin) düzeyindeki artışa bağlanmaktadır.
Kokulara karşı duyarlılık: Genel olarak kokulara karşı bir duyarlılık olsa da her anne adayında farklı şekilde ortaya çıkabilir. Örneğin mutfağa giremeyen, sabun kokusuna duyarlılık nedeniyle ellerini yıkayamayan, dişlerini fırçalayamayan anne adaylarına sıklıkla rastlarız.

Fazla uyuma ihtiyacı: Genelde hamileliğin erken dönemlerinde ortaya çıkar. Çalışan hanımlar bunu daha iyi fark edebilir.
Tansiyon düşmesi: Açlık durumunda ve yetersiz sıvı alındığında daha sık görülür. Gebeliğin etkisiyle dolaşım sisteminde oluşan değişikliklere bağlıdır. Birinci ve ikinci 3 aylık periyotta belirgindir.
 Kasık ağrıları: Ani yapılan hareketlerde, oturur pozisyondan ayağa kalkarken ya da yatar pozisyonda sağa sola dönerken çoğu kez tek taraflı, ancak bazen çift taraflı da olabilen kısa süreli keskin ağrılar görülebilir. ‘Round ligament ağrısı’ olarak bilinen bu ağrı rahmi yerinde tutan bağların gerilmesiyle
ortaya çıkar. Keskin bir ağrı olmasına karşın zararı yoktur. Ani hareketlerden kaçınmak uygun olacaktır.
Sık idrara çıkma: Erken dönemde başlar ve genelde hamilelik boyunca da devam eder
Göğüslerde değişiklikler : Şişkinlik, gerginlik ve ağrı görülebilir.bu bulgular adet öncesi gerginlik sendromunda da ortaya çıkabilecek bulgulardır.Ayrıca bazı gebelerde de görülmeyebilir.
Hamilelik başlangıcında ilk kontrol genelde gebelik boyunca yapılacak bütün kontrollerinizden daha ayrıntılı olacaktır. Beklenen adet kanamasının 1hf 10 gün gecikmesinin ardından doktorunuzla görüşmenizde fayda vardır. Bu dönemde yapılan ultrasonografi ile dış gebelik ekarte edilebilir ve gebelikle ilgili danışmanlık verilebilir.
Çağla okuduklarından sadece göğüslerindeki gerginlik ve şişkinlik maddesinin geçerli olduğunu fark etti. Bir mucize olmazsa hamile değildi. Regl gününe iki gün kalmıştı. Bu iki günü stres yapmadan geçirmek istiyordu. Tayfun’a belli etmek istemese de yine de canı sıkılıyordu. Bu ruh halini üstünden atmak için o akşam kocasına yemek ısmarlamaya karar verdi. Onu en sevdiği balıkçıya götürecekti. Kendisi de uzun zamandır gitmiyordu. Özlemişti.
Ekrandan kocasına ilk mesajı yazdı. “Akşam seni dünyanın en iyi balıkçısına götüreceğim.”
“Ama balık oldu mu ben çok yerim. Altından kalkabilecek misin?”
“Orada kredim var. Yetmezse deftere yazarlar.”
“Tamam, seni saat altıda alırım.”
“Tamam tam altıda masamda ol ama. Çok acıkacağımdan eminim.”
“Emriniz başım üstüne sultanım.”
Akşam altı olduğunda ikisi de çıkmak için hazırdı. Bu hafta kimse onlara mesai olduğunu anımsatmıyordu. İkisi de farkında olsa da erken çıkmayı tercih ediyordu. Çağla, nasılsa bir sonraki hafta hasta olacağı için akşamları çalışır, böylece açığı kapatırdı.
Arabaya geldiklerinde nereye gideceklerini sordu Tayfun. “Kadıköy’e. İskeleye en yakın otoparka bırakalım arabayı.” Tayfun başı ile onayladı. Arabada müzik dinleyerek, durduklarında ise bazen dudaklara, bazen de birbirine dolanmış ellere konan öpücüklerle yolu bitirdiler. Açık otoparklardan birinde yer buldular. Çağla çantasını sağ koluna takıp, sol kolunu da Tayfun’un koluna geçirdi. “Hadi iskelenin oraya geçelim. Çok kalabalık olmadan yer bulalım.”
“Ne yani rezervasyon yaptırmadın mı?”
“Ne rezervasyonu? Oraya rezervasyonla falan giremezsin.”
“O ne demek?” Bu arada karşıya geçmiş iskeleye yaklaşmışlardı. Çağla elinden tutarak iskelenin yanındaki teknelere yönlendirdi. “Selo abi bize iki tane hazırlasana.” Tayfun’a döndü. “Soğan yiyelim mi?” O başını şaşkınlıkla sallarken yeniden sandaldaki adama dönüp “Soğanı bol olsun” dedi.
“Seni öperken soğan kokarsam kızmayacaksın.”
“Dişlerini fırçalamadan öpme. Zaten bize bol bol maydanoz da verir. O da kokuyu alır. Bu balığı başka hiçbir yerde yiyemezsin.”
“Eminim yiyemem. O yağ kaç kere kullanıldı acaba?”
“OOO sen böyle titizleneceksen bu balığın tadı çıkmaz.”
“Ben karımın ve bebeğimizin sağlığını düşünüyorum.” O kadar doğaldı ki yanıtı…
“Bebek yok ki.” Aynı doğallıkla vermişti yanıtı. İçine doğmuş olmalıydı. Bu ay hamile kalmadığından neredeyse emindi.
“Nasıl? Şey mi?” Kısık sesle sordu. İçinde bir şeyler kopmuştu. Kendini hemen hamile kalacağına hazırlamıştı. Karısının verdiği yanıt ile oluşan boşluğa ise hazır değildi.
“Yok daha değil ama yakın.”
“Olsun, önümüzdeki ay yeniden deneriz tatlım.” Sesi istediği kadar doğal çıkmış mıydı? Acaba çok doğal yanıtlayıp sanki istemiyormuş gibi bir hava yaratmış mıydı? Çağla ne kadar üzgündü? Yüzüne bakarken onun kendisinden daha sağlam durduğunu anladı. Toparlanmaya çalıştı. Çağla o sırada yanıtlıyordu az önceki sözlerini. “Zaten deneyeceğimiz en fazla bir yılımız var. Sonra denenecek bir şey kalmayacak.”
“Buna üzülme lütfen. Olursa olur. Olmazsa yumurtalarını dondururuz. Öyle deneriz. O da olmazsa baş başa kalırız başkalarının çocuklarını büyütmelerine yardımcı oluruz.” Tayfun onun üzüntüsünü yok etmek için çırpınıyordu. Dudaklarından dökülen her cümle, yüreğinden kopup gelmişti. Tek istediği Çağla’nın üzülmemesiydi. 
Çağla, kocasının yüzündeki üzüntüyü görüp rahat oturacak değildi. Elleri ile iki yanağını tuttu. “Şeker şey o kadar kolay kurtulamazsın benden. Her ay denemeye devam.” Dedi. Tayfun onun bu cümlesi ile yeniden normal nefes almaya başladı. Elbette… Son ana kadar deneyeceklerdi…
“Zevkle canım… Büyük bir zevkle…”

*****

Çağla her ne kadar umursamıyor görünse de sancıları artınca moral olarak çökmüştü. Regl olduğunu anlayınca ağlamamak için zor tuttu kendini. Ekim ayında yirmi dört olacaktı yaşı ama hala bebek yoktu. Zamanı iyice azalıyordu. Zaten ocak ayında doktoru yumurtalarını dondurmaya başlayacaktı.
Tayfun onun sabah yüzünün asık olmasından anlamıştı neler olduğunu. Kahvaltı hazırlayan Çağla’nın yanına gitti. Beline sarılıp kendisine çevirdi, göğsüne iyice yasladı. Burnunun ucuna ilk öpücüğünü kondurdu. “Bak canım, böyle üzmeyeceksin kendini. Allah’ın işine karışmayacaksın. O en doğrusunu bilir. Ayrıca ben daha önce de söyledim ve sözümün dinlenmemesinden hiç hoşlanmam. Sen benim için doğurabilme yeteneği ile sınırlı biri değilsin. Ben seni seviyorum. Bunu anla artık. Üzülme.”
“Üzülmeyeceğim tamam.” Diyordu ama gözünden bir damla inmeye başlamıştı bile. Tayfun o yaşı görünce içinde bir şeylerin parçalandığını hissetti. Hep gülerken, şen şakrak gördüğü, kahkahaların eksik olmadığı bir yüzün yaşlarla ıslanması daha çok üzdü. “Hani söz dinleyecektin? Gül bakalım artık.”
Çağla zorla gülümsedi. Tayfun onu masaya oturttuktan sonra çayları doldurup masaya getirdi. Çağla biraz kendini toparlamıştı. Cumartesi gününü evde geçirmeye karar veren çift evlerinin balkonunda kahve içerek manzaranın tadını çıkarttı. “Buraya bir şemsiye mi alsak? Güneş birazdan balkona gelecek.”
“Alırız. Hatta istersen şimdi gider alırız.”
“Tamam. Hadi gidelim. İki tane de yuvarlak kabarık minderli koltuk alalım mı? Bambu olanlardan. Üstüne kedi gibi kıvrılmak istiyorum.”
“Üstüme kıvrılman için tek mi alsak acaba?”
“Lütfen üç dört gün beni azdıracak şeylerden uzak dur olur mu?”
“Çokkkkk zorrrrr… seni görmek beni azdırıyor, ben azınca seni de azdırmak istiyorum.”
“Sabır büyük erdemdir Tayfun Bey. Anneniz bunu öğretmedi mi?”
“Sabrı öğretti de yanında bir de çok istediğim şeyler için savaşmayı öğretti.”
“Benim için savaşmadın ama.”
“Kim demiş? Her gün beni görmen ve hayatına sokman için dua ettim. Tabii başka birine aşık olmaman için de epey dil döktüm.”
“Buna savaş mı diyorsun?”
“Her savaş kanlı olmaz. Ben masa başında başarılıyım.”
“Hem de çok başarılısın. Dün gece masada olanları çok iyi anımsıyorum.”
“Bak şimdi… Hani azdırmayacaktık birbirimizi?”
“Haklısın. Hadi tatlım üstümüzü değişip çıkalım, balkonumuz için bir şeyler alalım.”
İki saat kadar sonra geri döndüklerinde yanlarında bir şemsiye iki yuvarlak minderli bambu koltuk, ortaya küçük bir sehpa, yere alınmış bir kilim ve parmaklıklar için çiçeklikler vardı. Kısa sürede balkonları çok şirin bir hale dönmüştü. Çağla evin her odasında ikisinden izler görmeyi seviyordu. Onların eviydi. Artık arkadaş ve akraba ağırlama zamanı geliyordu. İlk önce aile büyüklerinin alınması gerekiyordu yemeğe.
Çağla balkondaki koltuklara kurulup şemsiye ile güneşi de kestikten sonra Tayfun’u sorguya çekmeye başladı. Afife hanım ile Süleyman beyin damak zevkini biliyordu ama Ümran annesi ile kız kardeşlerin zevklerini ve yengesinin neler sevdiğini bilmiyordu. Ortak bir noktada buluşmak için Tayfun’dan aldığı bilgileri değerlendirecekti.
“Haftaya cumartesiyi ayarlayalım mı canım. Onlara da sorarız.”
“Olur. Şimdiden haber verelim.”
“Tamam, benimkileri de çağırmak isterim ama teyzemleri ayırmak olmaz. Çok kalabalık olunca ben yetişemem. En az on beş kişi oluruz ki mümkün değil benim yemek yapıp kıvam tutturmam.”
“İstersen dışarıda yemek verelim. Yorulmazsın da.”
“Yok daha neler? O zaman ne hükmü var davet etmemizin? Ben yapacağım her şeyi. Tabii sen de yardım edeceksin.”
“Hiç sorun değil. Mutfakta yamağınız olurum sultanım.”
Önce telefon ederek tüm aileyi davet etti. Çağla. Ümran annesinin “Önce bize gelseydiniz, şimdi yorulmanın ne gereği var?” demesine rağmen ısrarcı olup davetini yineledi. En sonunda telefonu kapattığında Ümran annesi ile konuşmasının hep böyle hoş geçmesini diledi. Kadın ilk andan beri tek bir ters laf etmemişti. Acaba cicim ayları bittiğinde ya da hamile kalamadığında durum değişir miydi?
Bunları düşünüp başını ağrıtmak istemiyor ama kendine engel olamıyordu. En iyisi biraz kitap okumak, başka evrenlere dalmaktı. Yatak odasında başucunda duran kitabı aldı. Günlerdir tek sayfa okumamıştı. Çünkü okumaya fırsat bulamamıştı. Kocasının biraz rahat durması gerekiyordu okuyabilmesi için. ‘Yalanı kendine bari söyleme Çağla! Onun rahat durmasını istediğin tek bir an anımsamıyorum. O kadar madde okudun, doktorun dediklerini dinledin ama hala aynı yerdesin. Biraz ara vermen iyi olacak.’
Düşünmek, istemek ve uygulamak arasında büyük farklar vardı. Çağla düşünüyor, öyle olmasını istiyor ama asla uygulayamıyordu.
Elinde kitapla balkona çıktığında Tayfun’un şemsiye altında uyuduğunu gördü. Yakışıklı kocasını izledi soluk almadan. Hep böyle mutlu huzurlu görebilmek için dua etti.

*****

Hafta sonu yaklaştıkça telaş aldı Çağla’yı. Ya yemekler güzel olmazsa, ya yakarsa, ya tadını beğenmezlerse? Aslında Tayfun elinin lezzetini beğenmişti. Zaten yılbaşında yazdığı listede yer alan yemek yapmayı öğrenme maddesini aylardır uygulamış, annesi ile evde olduğu hafta sonları mutfağa girip çeşit çeşit yemek yapmıştı. Yine de içi rahat değildi. Sabahın köründe kalkıp Tayfun’u da uyandırdı. “Bu acele neden tatlım? Daha saat yedi.”
“Çok iş var tembel adam. Erken başlamam lazım. Hadi kalk kahvaltımızı yapalım. Sonra bana yardım edeceksin söz verdin.”
“Sözümden döndüğümü gördün mü hiç?”
“Hayır ama bu dönmeyeceğin anlamına gelmez. Ya beni rezil etmek istersen? İşte bak o zaman senin canına okurum yakışıklım. Kalk hadi.”
“Sırf merakımdan nasıl canıma okuyacağını görmek için sözümden dönsem mi diye düşünüyorum.”
“Düşünme pişman olursun. Hadi canım kalk artık.”
“Gel öp de kalkayım. Yoksa kalkmam.”
Çağla, öptüğü takdirde uzun süre kalkamayacağını anladı. “Kalkmazsan öpmem.” Diyerek blöfünü gördüğünü belli etti.
En sonunda kandıramayan Tayfun kalktı. Kapıdan çıkmadan yakaladığı gibi öpmeye başladı. “Dua et sana söz verdim. Yarın sabahı kaçırmayacağım ama.”
“Tamam, sabahları senin kollarında uyanmak çok güzel zaten. Hadi kahvaltıyı balkona hazırlayalım. Moral depolayalım.”
Gün güzel başlamış, mutfakta geçen uzun süreden sonra akşam gelen misafirleri ile çok da güzel geçmişti. Yemekler istediği gibi olmuş, gece çok başarılı olmuştu. Kalabalık bir misafir grubunu ağırlamak yorucu olsa da Tayfunun kız kardeşleri çok yardım etmişti. Tayfun da her an yardıma hazırdı.
Gece bittiğinde ikisi de bitmişti. “Canım ortalığı sabah temizleriz. Ben yatağa gidiyorum.”
“Sen yat canım, ben de geliyorum.”
Tayfun, elindeki bardakları mutfağa götürürken yanıtlamıştı Çağla’yı. Başını sallayarak yatak odasına girdi. Tayfun onun haline gülerek ortalığı toplamaya devam etti. Bulaşıkların büyük kısmı makineye girmişti bile. O da odada kalan birkaç parçayı doldurdu. Çalıştırıp öyle yatacaktı. Sabaha her şey temiz olacak, karısını yatakta daha rahat tutacaktı.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder