15 Ağustos 2015 Cumartesi

KAHVE FALIMDA CİNAYET VAR! 40. Bölüm

Necla ablanın elinde bir CD ile içeri girmesi pek normal değildi. O gün yine semt pazarı günüydü. Kadınların doluşacağı belliydi. Necla abla da hazırlıklı gelmiş, eğlenmek için ortamı yaratıyordu.

“Takın kızlar. Bugün Nil'in yüzünü güldüreceğiz.”

“Gülmüyor muyum?”

“Kızım, biz senin ne zaman gülüp ne zaman hüzünlendiğini biliriz. Bugün güleceksin. Aa o senin kıymetini bilemediyse senin ne suçun var? Hadi bakalım. Gül biraz.” Necla Abla, Hakan’a Cenk ile görüştüğünü söylediği günden beri aralarının bozuk olduğunu biliyor, kendini suçluyordu. Nil defalarca aksini söylese de fikri değişmiyordu.

Müzik setine CD konmuş, Bertuğ döktürmeye başlamıştı bile. Ona uyan iki kadın daha kendini kuaförün orta bölümüne attı.


Handan kapıdan girdiğinde gördüğü manzara ile ağzı açık kaldı. Bir sürü kadın ellerinde fileler poşetler, ortada döne döne oynayanları izliyor bir kısmı da el çırpıyordu. Bertuğ onların tempo tutuşu ile iyice coşmuştu.

Handan müzik sesinden zorlukla duyduğu telefonunu açtığında Hakan'ın ne diyeceğini merakla bekledi.

“Sen neredesin? Düğüne mi gittin bu saate?”

“Ne düğünü? Kuaföre geldim ama burada çılgın bir eğlence var.”

“Nil'in dükkânında mısın? Neden gittin? Seninle konuşuyor mu?”

“Evet, dükkandayım. Saçımı yaptırmaya geldim. Henüz beni görmedi ama umarım konuşur.”

“Ne bu müzik alkışlar?”

“Nil’in nişanı var desem?”

“Handan, saçmalama. Nil öyle şey yapmaz.”

“Sen biraz daha yavaş olursan yapar. İşin doğrusu kadınlar bugün eğlence günü düzenlemiş.”

“Nil de eğleniyor mu?”

“Öyle gözüküyor!” derken Nil'e bakıyordu. Aslında Nil'in eğlenmediği ama eğlenenleri izlediğini söylese belki daha iyi olabilirdi ama madem uymuştu Nil'e, devam etmesi gerekiyordu.

“Bu kadın ne yapmak istiyor? Beni hayatından hepten çıkarttığını mı anlatmaya çalışıyor?”

“Sanmam. Ama senin güven problemini halletmen gerekiyormuş.”

“Güven sorunum mu? Bunu ne zaman söyledi?” Konuşmuşlar mıydı? Kendisine söylemeden görüşmüş olabilirler miydi?

Handan, ağzından kaçırdığını fark edince hemen toparladı. “Anımsamıyorum. Belki de ben öyle anlamışımdır!”

Hakan, içini çektikten sonra kısık ve üzgün sesi ile , “Ben o çılgın kadına güveniyorum. Asıl o bana güvenmiyor!” dedi.

Handan, yine içinin yandığını hissetti. Doğruları söylememek için kendini dizginledi. “Burası çok kalabalık ve gürültülü… Üstelik saçımı yapması gereken kişi şu an dansözleri kıskandıracak kadar kıvrak hareketlerle dans ediyor ve benim acelem var. Hadi görüşürüz.” diyerek kapattı telefonu. Yeterince işkence etmişti!

Acelesi yoktu. Üstelik işi de yoktu. Sadece mazeretti söyledikleri... Handan ile Nil bir süre sonra eğlenenleri bırakıp arka bahçeye indi. Zaten kadınların da az sonra geleceği yer orasıydı.

İki arkadaş önden inip az önceki konuşmayı paylaştılar. Nil’in keyfi şimdi yerine gelmişti işte. Hakan kızmıştı. Acı çekmediğini sanmıştı. Ohh dedi... Sonra bir hafta daha dedi... Bir hafta daha uğraş...

“Yolladığı çiçekler bunlar mı? Saksı çiçeği yolladı diye kızmıştım ama sen normal biri değilsin ki! Adam haklı. Taflanlar çok güzel olmuş. Bu mor salkım tutarsa ben de bahçeye ekeceğim.”

“Bana o gün bir düzine gül gönderse, bir orkide yollasa, ya da çiçekçiyi kapıma yığsa diyelim... Asla bunları gördüğüm kadar mutlu olmazdım. Beni sevdiğini anlatıyor. Beni kandırmak için değil, bana, benim zevklerime göre davrandığını göstermek için o çiçekleri yolladığını biliyorum.”

“Eh işte, bozacı ile şıracısınız.”

“Öyle.”


Biraz sonra kadınların bir kısmı ellerindeki poşetlerle inmişti bahçeye. Kızlar çayları taşıyordu. Ardından gelen iki kadın da ellerinde tepsilerle kurabiyeleri ve börekleri getirdi.

En son inen Hüsniye’ydi. Elinde büyük bir cam kase vardı. İçinde ise tepeleme kısır doluydu. Handan, “Bu ne gün mü var?” dediğinde Nil, “Bizimkilerin ortak karar aldığı belli. Beni eğlendirecekler ya. Gerçi bu kadar geniş çalışmayı beklemiyordum ama hoşuma da gitmedi değil. Görsün Hakan Bey. Benim arkamda koca bir mahalle var.”

“Bilmez mi? Onun uzun zamandır farkında.”

Necla abla da bahçeye gelmişti. Nil’e şöyle bir baktı. Sonra Handan’a döndü.

“Bana bak, o ağabeyin olacak haytaya söyle, bizim kızımız sahipsiz değil. Onu buralarda görürsem söyleyeceğim bir çift laf var.”

“Necla abla gerek yok. Handan...”

“Gerek var yok, sen bizim kızımızsın. Handan da Hakan mıdır nedir ona söyleyecek... Kimse seni üzemez.”

“O inanın çok pişman. Ama Nil de az değil. Affetmiyor!”

“Affetmesini mi bekliyor? Çok bekler! Değil mi Nil?” Nil’in yüzüne baktı. Kendisine doğruları söyleyeceğinden emindi.

Nil, derin derin nefes aldıktan sonra ellerini kucağında birleştirip yanıtladı. “Daha ne kadar dayanırım bilmiyorum ama biraz daha üzmeye ve ders vermeye niyetim var.”

“Yani affedeceksin öyle mi?”

“Onu seviyorum.” Bu kadar yalındı yanıt…

“Eh o zaman o da akıllı davransın!”

“İnşallah!”


Necla abla iki genç kadına baktı. Bu kadınların yakınlığı hoşuna gidiyordu. Nil’i Nehir'in emaneti sayardı. O yüzden analık yapmak istiyordu. Fakat şu an yapılacak pek bir şey yoktu.

“Handan, polis sınavlarına girecek bir tanıdığım var. Gerçi ağabeyine kızgınım ama..  Ağabeyinle bir konuşsa, sınavda nasıl sorular çıkar, nelere çalışsın diye bir sorsa? Ayıp olur mu?”

“Neden ayıp olsun? Yardım edebileceği bir şey varsa yapar.”

“Benim numaramı mı verirsin ona, yoksa onun numarasını mı verirsin? Bir konuşsam?”

“Büro telefonunu vereyim. Biz onu cebinden aramayız. Katilleri kaçırmasın diye!”

“A bak hiç akıl etmemiştim. Çok doğru. Ver büroyu. Yoksa da not bırakırım. Kibar biri o. Arar beni.”

“Elbette.”

Necla abla telefon numarasını not ettikten sonra çay almak için masaya gitti.

“Ne yapacak acaba o numarayı?”

“Sen de mi inanmadın?”

“Hakan'ı arayacak ama sınav için değil!”

“Kesinlikle.”

“Benim onu affedeceğimi söyler mi acaba?”

“Söyleyelim hiç bahsetmesin. Ama böyle dediğimizde ters teper mi? Gidip anlatırsa?”

O sırada çayı ile döndü Necla abla. Kızlar kendisine dikkatli bakıyordu. “Necla abla, az önce Nil’le konuştuk ya. Affedecek ama bunu Hakan ağabeyim bilmesin lütfen. Nil’i çok üzdü. Ben de Nil’i tutuyorum.”

“Belli. Ama yok zaten asla söylemem öyle bir şey. Ben de Nil’i tutuyorum çünkü.”

“Çok teşekkürler. Hadi soğumadan için şu çaylarınızı. Kadınlar hamamına çevirdiniz yine dükkanımı.”

Üst kattakiler saç yapıyor, alt kattakiler dedikodu yapıyor, ortam her geçen an biraz daha ısınıyordu. Necla abla vedalaşırken Handan’ı da öpmüştü.

“Seni de sevdi.”

“Evet. Aslında ne kadar anaç bir kadın!”

“Anaç dedin de. Artık bebek düşünüyor musunuz?”

“Hazırlıklara başladık bile. Cenk bebek olunca ondan iyice uzaklaşacağımı düşünüp istemiyormuş. Şimdi ise en kısa sürede baba olmak istediğini söyleyip duruyor.”

“Artık aranızda gizli saklı olmamalı. Bir daha sizi barıştıracağım diye Hakan’la aramı bozamam.”

“Barıştınız da!”

“Ya hakikaten ne yapacağız? Bu adam bir şeyler yapmalı ama nerdeee. Baksana dükkan telefonlarını aramıyor bile.”

“Sanırım o da senin cep telefonunu açmanı onu affetmeye bir adım olarak alıyor. Sen ne zaman hattını açacaksın o da o zaman rahatlayacak.”

“Hım, demek ki pazartesi açabilirim.”

“Neden pazartesi?”

“O gece nöbetçi değil mi?”

“Nereden biliyorsun?”

“Takvime göre öyle olmalı. Nöbette olduğuna göre de kalkıp gelemez.”

“Bu daha önce onu durdurmadı.”

“Ama o zaman kabul edileceğini biliyordu. Şimdi ise kesin bir şey yok.”

“Haklısın.”

Biraz daha oturdular bahçede, sonra dağıldı kalabalık. Handan da Cenk ile buluşacaktı. Cenk'in o gün toplantısı vardı. Şimdi ise karısını alıp akşam yemeğine gidecekti. Keyifli bir gece için çıktı dükkandan.


*****



O gece eczane nöbetçiydi. Mert ile Nil kalacaktı. Eczanenin bölümüne geçtiğinde Yağmur'un üstünü giydiğini gördü.

“Çıkıyor musun? İlhan mı alacak?”

“Ayrıldık Nil abla!” Sesi dümdüzdü. Ayrılık pek üzmüş gibi değildi.

“A ne zaman? Neden anlatmadın?”

“Sen zaten üzgündün. Bir de benim saçma ilişkimi mi konuşacaktık? Haklıymışsın zengin insanlarla olmuyor.”

“Öyle deme. Bak Handan ile Cenk’e! Onların da gelir düzeyleri eşit değil ama çok mutlular.”

“Ama bu istisna. İlhan iyi biriydi. Ama çevresi ile uyum sağlamam mümkün değil. Eğitimim, kültürüm yetmedi. Daha kendime uygun birilerini sevmem lazımmış bunu biraz geç anladım sanırım.”

“Yağmur, hiç de geç değil. Senin de hayatın yeniden düzene girecek. Ben umutluyum canım. Ayrıca, parayı değil ama kültürel eksikliği gidermek kolay. Kendini eğit. Dükkanda boş bulduğun vakitlerde oku. Ama bunu zengin koca için değil, kendin için yap.”

“Tamam. Yapacağım. Okuyamamış olmamın acısını çıkartacağım. Teşekkür ederim.”

“Bana değil, kendine... Çünkü bu dersi almanı sağlayan sensin.”

“Haklısın.”


Yağmur, Mert ile vedalaşıp dükkandan çıktı. Mert arkasından bir süre seyretti. Nil, Mert’in yüzüne bakmadan konuşmaya başladı.

“İlhandan ayrılmış.”

“Biliyorum.”

“Sanırım aşık da değilmiş.”

“Onu bilmiyorum.”

“Umarım bu kez doğru insanı bulur.”

“Umarım.”

Nil, Mert ile daha uzun konuşmak istiyordu ama Mert bu akşam pek havasında değildi.

Nil eline kitabını aldı. Uzun bir süre hiç müşteri gelemeyince o da rahat rahat kitap okudu. Arada bir okuduğu bir cümleden ya da kitapta geçen bir yerden dolayı aklına Hakan geliyordu ama hemen kovalıyordu. O gece düşünmeyecekti.


 *****


Saat dokuz buçukta eczanenin kapısı açıldı. İçeri giren genç adam bir elinde kese kağıdından bir paket diğer elinde ise iki sıcak kahve tutuyordu.

“İyi akşamlar Nil Hanım siz misiniz?”

“Evet. Onlar bize mi? Biz sipariş vermedik.” Yanıt pek etkilememişti genç adamı. Tezgahın üstüne bıraktı ve kapıya yürüdü.

“Size. Afiyet olsun.”

Nil, kağıdı açarken burnuna gelen kokulardan, üzümlü kurabiye olduğunu anlamıştı. Ve tabii kimden geldiğini de...

İşte bu adamı bunun için seviyordu... Küçük ama düşündüğünü belli eden jestler ile gösteriyordu sevgisini...

Bu gece nöbetçi olduğunu nereden biliyordu?

Acaba???

Hemen kapıya yürüdü ama sokak boştu. Ya daha önce gelip görmüştü ya da Handan söylemişti. Ama Handan’ın haberi yoktu ki!

Hakan ise korkakça davrandığını biliyordu. Köşede saklanıyordu. Ama bu kadar uzaktan bile Nil’in kendisini arayan gözlerini ve elinde tuttuğu kurabiyeyi ısırışını görmüştü... O gece biraz daha rahat uyuyacaktı...


2 yorum:

  1. Küçük sürprizler güzel sonuçlara neden oluyor sanırım 😍

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Düşünmek kadar kıymetli bir hediye yok bence. :))

      Sil